Her güçlü ülkenin arkasında güçlü kadınlar vardır

  • Adem Numan Kaya
  • 01 Temmuz 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Aslına bakarsanız bu yazıyı yazmaya Haydar Baş’ın seçim vaatlerini dinledikten sonra karar vermiştim. Baş, “Ev hanımları işçi statüsünde sayılacak ve onlara 1500 TL maaş verilecek” diyordu. Durdum ve dedim ki “Böyle büyük bir kalkınma hamlesi daha önce kimsenin aklına nasıl gelmez!”. Ardından yazmaya başladım.

Türkiye’nin en büyük ekonomik sorunları nelerdir desem muhakkak hepimizin söyleyeceği birçok şey vardır. Kimimiz ahbap-çavuş kapitalizmi diyebilir, kimisi firmalarımızın uluslar arası pazarlarda rekabet gücünün olmamasından yakınabilir. Cari açık ve enflasyondan bahsetmiyorum bile. Benim bu yazıda dikkat çekmek istediğim konu bunlardan biraz daha farklı. Bu yazının konusu kadınların işgücüne katılımı.  

Türkiye’de kadın işgücüne katılım oranı şu an %30,8 seviyesinde seyrediyor. Bu demek oluyor ki çevrenizde gördüğünüz 100 kadından 70 tanesi çalışmak istemiyor.  Bunun nedenlerini sorgulayınca da karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor. (Türk Aile Yapısı Araştırması 2011, Tablo 193, sf. 217) 

Aslına bakarsanız bu tablo toplumdaki hakim görüşü gösteriyor ve bunun için yapılabilecek pek bir şey yok. Benim dikkat çekmek istediğim nokta, 2015 seçimlerinde siyasi partilerin bu tabloyu değiştirmek için neler vadettiği ve dünyada kadın işgücüne katılım oranıyla gelişmişlik arasında bir ilişkinin olup olmadığı.

İlk olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim bildirgesini inceledim. Bildirgede kadın işgücüne katılım oranıyla ilgili olarak -doğrudan olmasa da- dolaylı ve etkin bir politika örneği olarak, kreş açılımında 5 yıl vergi istisnası sağlanacağı ve önümüzdeki dönem belediyelere kreş açma zorunluluğu getirileceği söyleniyor. AK Parti Aile ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması programında bunları zaten açıklamıştı. Ama bu programda hem nüfus artış hızını artırıp hem de kadının iş hayatına daha fazla katılmasını amaçlanıyor. Ben bunun sağlıklı olmadığını düşünüyorum ama bu başka bir tartışma konusu olduğu için ona değinmeyeceğim. Bunun dışında AK Parti esnek çalışma saatleri uygulamasını yaygınlaştırıp, annenin çocukla daha çok vakit geçirmesini sağlamayı amaçladıysa da bu hem Türkiye’deki mal piyasasının emek-yoğun üretim yapmasından hem de işveren açısından ekstra bir külfet oluşturmasından dolayı bu, gerçekleşmesi zor bir vaat gibi gözüküyor. 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim bildirgesiyse AK Parti’ye göre daha doğrudan hedefler işaret ediyor. Bunun en net örneklerini partinin şu vaatlerden anlayabiliyoruz :

  • En az %33 kadın istihdam eden şirketlere kurumlar vergisinde indirim uygulayacağız.
  • Kadınların hâkim ortak olduğu şirketlere verilen KOBİ desteklerinde hibe oranını % 50’den % 67’ye çıkaracağız.
  • Bireysel Emeklilik Sigortası’nda devletin katkısını kadınlar için %33’e çıkaracağız.
  • Kreş açma yükümlülüğünü, kadın çalışan sayısını değil, tüm çalışanları temel alacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz.
  • Kreş açma yükümlülüğü bulunan iş yerlerinin ve belediyelerin verdikleri hizmetin yeterliliğini takip edeceğiz.

Bu vaatlerde katılmadığım noktalar çok fazla olmasına rağmen yine de şunu söyleyebilirim ki AK Parti’ye oranla daha doğrudan şeyler söylenmesi, inandırıcılığı artırıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi ise kadın işgücüne katılım oranı artıracağını beyan ediyor fakat bunu nasıl yapacağı konusunda net bir şey söylemiyor. Tek söylediği şey kadın girişimcilere %50 devlet hibesi yapacağı.

Halkların Demokratik Partisi’nin bu konuda bir vaadi bulunmuyor.

Kadınların işgücüne katılımının artması toplumsal açıdan yoksulluğun azalmasının yanında ülke ekonomisine de ciddi katkılar sunuyor. Bunu karşılaştırmalı olarak dünyanın en büyük ekonomilerinin kişi başına düşen milli geliri ve bize en yakın örnek olan Güney Kore örneğiyle açıklamaya çalışacağım. (Gap Minder World, Females aged 15-64 labour force participation rate)

Grafikte de görüldüğü gibi Türkiye ve Kore 1980 yılı itibarıyla birbirlerine çok yakınlar; hatta Kore kişi başına düşen milli gelir bakımından Türkiye’den daha geride fakat yıl 2007 olduğunda Kore ile aramızdaki makas bir hayli açılmış durumda. Bunun tek nedeninin kadın işgücüne katılım oranı olduğunu söylemek en basit ifade ile cahillik olur, ancak kadın işgücüne katılımın da etkenlerden bir tanesi olduğunu söylemek mümkün. ABD ve Almanya’ya değinmiyorum, çünkü onlar zaten gelişmiş ülkeler fakat gelişmelerinde kadın işgücüne katılım oranını incelemekte yine de fayda var. Mevcut iktidar, 2023 vizyonu çerçevesinde dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisine girmeyi, kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolara çıkartmayı, en az 2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü hedefliyorsa, ki ulaşılması bu saatten sonra imkansız denecek kadar zor bir hedeften bahsediyoruz, hiç değilse içinde bulunduğumuz orta gelir tuzağını aşmak için yapılması gereken reformlardan biri olan kadın işgücüne katılım oranını artırmak için çok daha net ve somut gayretler sarf etmeli diye düşünüyorum. 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi