Halklar ve Hakları: Azınlıklar meselesine liberal çözümler

  • Pınar Genç
  • 13 Ocak 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Yeni bir anayasamız olacaktı, yetse de yetmese de anayasa komisyonu birbiriyle restleşmeden kendilerine oy verenleri temsil eden vekiller arasında oluşturulacak, darbe sonrası anayasa tarihin tozlu sayfalarına gömülecekti. Oysa ki biz bir türlü uzlaşamayan ve anayasa çıkaramayan mevcut komisyonlar bir başka baharı beklemeye koyulduk. Daha demokratik bir ülkeye belki de her zamankinden çok ihtiyacımız varken KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat demokratikleşme sürecinin önünde Ermeni ve Rum lobilerinin olduğunu söyleyince, azınlık nedir, liberaller azınlıklar için ne düşünür gibi konular özetlemek farz oldu. Çünkü egemen olma fırsatını ele geçirmiş etnik-kültürel yapıların, mevcut etnik-kültürel çeşitliliğe karşı alacağı tavrın anayasal bir şekilde güvence altına alınmasının gerekliliğini bu son demeçle bir kez daha hatırlamış olduk.

Başlarken

Liberal bir perspektiften bakıldığında, birey hakkını tek ve geçerli merkeze aldığımızda, gruplara devlet eliyle bahşedilecek olan “grup hakları” kapsamındaki, azınlık hakları sorunlu bir tanım olmakla beraber, genel terminolojide ve uluslararası geçerliliği bulunan antlaşmalarda (ki buna Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması da dahil olmak üzere) etnik ve/veya dini kökenlere bakılara “azınlık” tanımlaması yapıldığından, Türkiye’nin mevcut çokkültürlü yapısında, bu gruplardan “azınlık” olarak bahsetmek bu yazı için zorunlu hale gelmiştir. Yazının içerisinde, “azınlık” kavramının farklı tanımlarına yer verilerek, aslında yine grupları oluşturan bireylerin, bireysel kimliklerinin ve tercihlerinin, kanun koyucu ve uygulayıcı karşısında, yıllardır bu kişileri nasıl ayrımcılığa maruz bıraktığına dikkat çekilmesi üzerinden bir değerlendirme yapılacağını, dolayısyla da grubun bir üst tanım getirmeyip, aslında yine bireyi öncelediğini başlarken belirtmekte fayda var. Yeni bir anayasa ihtiyacının temelinde, anayasada “vatandaşlık” tanımı altında bulunan kimselerin, tümünün, aynı haklardan faydalanamıyor olmasının yattığı gözardı edilemez bir gerçekliktir. Dolayısıyla, yeni yapılacak anayasanın da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sıfatını taşıyan herkesin aynı haklardan faydalanabileceği garantisini içermesi gerekmektedir. AB uyum yasaları çerçevesinde başlayan ve sonrasında “Demokratik Açılım” adı altında yürütülen, toplumun dezavantajlı kesimlerini, herkes ile eşit statüye getirme hareketi, ancak ve ancak yeni anayasada doğru hak belirlemeleri yapılırsa gerçekleşebilecek bir durum olmakla beraber, kesinlikle devletin pozitif hakları genişleterek bunu sağlayacağı düşüncesinden uzak durulmalıdır. Bu konudaki görüş ve muhtemel çözümleri belirtmeden önce, azınlık kavramına kısa bir bakış ve alışılagelmiş kalıpları sorgulayıcı ve yeniden yapılandırıcı bir dil oluşturmak da önemlidir. Bu nedenle, öncelikle, azınlık tanımlamasına liberal bir bakış açısı getirip, ardından, yeni yapılacak anayasada, hakların nasıl düzenlenebileceğine dair tespitlere yer veriyorum. Azınlık nedir? Bugüne kadar Türkiye’de resmi azınlık olarak tanımlanan, gayrimüslimler, mevcut anayasada adları geçmese de Lozan Antlaşması ile tanımı yapılan, “Müslüman olmayan Türk uyruklu” vatandaşlardı. Dini merkeze alıp bir tanım getirmiş olan bu uygulama, Türkiye’nin Müslüman ve Türkler’in çoğunlukta olduğu bir ülke olduğunu vurguluyordu. Sayıca azınlıkta kalan gayrimüslim vatandaşlar da Türk kabul ediliyor fakat azınlık olarak tanımlanıp, bu doğrultuda kendilerine “haklar” veriliyordu. Bu azınlık tanımı sıkıntılı olduğu gibi, ayrıca Lozan Antlaşması’nda belirtildiği üzere, diğer Türk-Müslüman vatandaşlar gibi onların da dini kurumlar, sosyal kurumlar ve eğitim kurumları inşaa etme ve yaşatma hakları “giderlerini kendileri ödemek şartıyla” devletçe bahş ediliyordu. Bu kimseleri Türkiye’de azınlık yapan, sayıca azlıkları değildi. Dayton Üniversitesi’nin, Richard T. Schaefer’in kitabından derlediği, konuyla ilgili internet sayfasında belirtildiği üzere, azınlık olmak sayıca az olmakla sınırlı değildir. Azınlık olmak, üyelerinin kendi hayatları üzerinde baskın ya da çoğunlukta bulunan grubun üyelerine kıyasla daha az kontrol sahibi olması demektir. Bu kontrol azlığı örneğin, başarı, eğitim, sağlık gibi alanlarda toplumun diğer üyelerine kıyasla daha sınırlı imkanlara sahip olmak anlamına gelir ki görüldüğü üzere, Türkiye Cumhuriyeti devleti yıllarca, Müslüman-Türk eğitimi verdiği devlet okullarının giderini Müslüman-Türk cemaatten (vergiler haricinde) talep etmez iken, Müslüman olmayan “Türk”ler’in giderlerini kendileri karşılamaları şartı aranıyor ve bu vatandaşlar, T.C. kimliği taşımaları münasebeti ile, güncel pratikte toplumun diğer üyeleri ile eş değerde vergi ödemek durumunda kalıyorlar. Buradan da anlaşılabileceği gibi, azınlık tanımı aslında, bir grubu otomatik olarak dezavantajlı hale getirmektedir. Toplumun diğer bireyleri ile eşit fırsatlardan faydalanamıyor olmak, bir grubun üyesi olarak doğmanın sonucunda default gelen bir ayrımcılık ürünüdür.

Ulus-devlet sorunlarına liberal bakış

Azınlık hakları, diğer bir deyişle, çokkültürlü toplumlarda haklar, meselesine liberal bir perspektif getirmek için, liberalizm literatürünün çok da derinine inmeden, aslında sadece temel prensiplerine bakarak sonuca varmak mümkündür. Bu noktada, anlaşmayı kolaylaştırmak için, negatif özgürlükler zemininde, devletin sadece kendi müdahalesi de dahil, bireylerin/grupların özgürlüklerine herhangi bir müdahaleyi önleyici rol alması beklenmektedir. Toplumsal sözleşme özü itibariyle, bir devletin parçası olmak ancak devletin yokluğunda korunamayan yaşamsal hak ve özgürlüklerin, sözleşme sonrası korunacağı garantisi altında mümkün olduğundan, devletin vatandaşlığı altında bulunan bireylerin devlet eliyle dezavantajlı hale getirilmesi kabul edilemez. Vergisini aldığı ve bu vergi neticesinde canını, malını ve temel hak ve özgürlüklerini korumayı taahhüt ettiği vatandaşlarını kendi içerisinde gruplara ayıramaz. Bu noktada devletten beklenen sosyal haklarla donatacağı bir toplum değil, toplumsal/sosyal özgürlüklerini her vatandaşının eşit fırsatlarda kendi kendine yaşatıp, uygulayabileceği imkanları sağlamaktır. Örneklemek gerekirse, kimliğindeki zaten olmaması gereken din hanesine bakarak, din görevlisini maaşa bağlayıp bağlamamaya karar vermek değil, her dine mensup kimselerin kendi din görevlilerini kendilerinin yetiştirip finanse edebileceği güvenli ortamı sağlamakla yükümlüdür. Bu noktada, eşit haklar sağlayıp, pozitif özgürlüklerle desteklemesini değil sadece fırsat eşitliğini garanti etmesini beklediğimiz liberal bir anayasadan bahsetmek mümkündür. Azınlık olmayı, kendi üzerinde, toplumun diğer kesimlerine göre daha az kontrole sahip olmak olarak tanımladığımız için, bu çerçevede, bir ülkede azınlık gruplarının varlığının aslında bu grupların dezavantajlarını kat be kat arttırdığına da dikkat çekmek gerekir. Bunu kompanse etmek için hamiliğe soyunan sosyal devletler gibi, azınlıkları pozitif imtiyazlarla donatmaktansa, azınlık tanımlamasına gitmeyip, toprakları üzerinde vergisi karşılığı barınan her bir bireyin ait olduğu kültürün devamlılığını sağlayabilmek adına –diğer bireylerin can ve malına kast etmeksizin- çabalamasının önünde devletin kendisi dahil olmak üzere hiçbir kurum ve kişinin durmayacağının anayasada belirtilemesi esastır.

Türkiye için çözüm ve öneriler

Yukarıda belirtilen azınlık tanımı ve ideal devlet anlayışı çerçevesinde, çokkültürlü toplumların temel kırılma noktaları olan, anadilde eğitim ve ibadet meselelerine pratik yaklaşımlar aslında sıfır müdahaleci ve merkezi olmayan devlet yapısını öngörmektedir. Örneğin eğitim konusunda, tamamen özelleştirmeye gidilerek, Müslüman-Türkler dahil her etnik ve dini cemiyetten kişilerin kendi okullarını kendilerinin finanse ettiği ve devletin kontrolünü sadece “ayrımcılığa karşı söylemler” bakımından müfredat denetlemesi bazında tutacağı eğitim kurumlarının açılmasında engel teşkil etmemesi yahut da herhangi bir kesimin açtığı eğitim kurumlarına destek sağlıyor ise bu desteği diğerlerinden de esirgememesi beklenmetedir. Türkiye özelinde, tamamen özelleştirilmiş eğitim sistemi bu anayasada yer alması pek muhtemel görünmediğinden, devletin Müslüman-Türkler’in okullarına uyguladığı imtiyazların diğer bütün etnik ve dini grupların okullarına da uygulanması talebimizdir. Tabii ki bunun öncülü, isteyen her etnik ve dini grubun Müslüman-Türkler kadar eşit fırsatlara sahip olmasıdır. Bunun için ilk adım ise elbette mevcut Anayasa’nın 42. Maddesinde bulunan “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” ibaresinden vazgeçilmesi ile mümkündür. İbadet konusuna gelince, çokkültürlü bir toplumun anayasası olacak olması itibariyle farklı dinlere mensup kişilerin ibadet özgürlüklerini garanti altına alırken, müdahaleden muaf olacakları garantisinin yetmeyeceği, devlet eliyle azınlık yaratmamak adına devletin herhangi bir din ya da mezhebe diğerlerine sağlamadığı imkanları sağlamasının da önüne geçileceğini garanti eden bir anayasa en büyük beklentilerimiz arasındadır. Bütün bunlar gözönüne alındığında, sorun, bu farklı kültürlere mensup bireylerin kararlarını nasıl alacakları ve bu kararları nasıl uygulayacakları noktasına dayanmaktadır ki bunun çözümü de merkeziyetçi zihniyetten feragat etmekten geçmektedir. Türkiye pratiğinde mevcut etnik grupların yaşadığı bölgeler gözönüne alınarak yerel karar alma mekanizmaları geliştirmek mümkündür ki bunun için gerekli altyapı yıllardır Kalkınma Ajansları bünyesinde mevcut bulunmaktadır. Kalkınma Ajansları’nın örgütlenmesini baz alarak buradan çıkarılacak yerel yönetimler, her bölgede yaşayan bireylerin eğitim ve ibadet alanında kendi tercihleri doğrultusunda karar almalarını kolaylaştıracak ve bunların uygulanması sürecini de hızlandıracaktır.

Sonuç

Azınlık üzerinden değerlendirme yapmaktan ve çoğunluğun azınlığa baskınlığını günlük dille daha da yerleşik kılmaktansa, çokkültürlü topraklarda yaşamamızın bir sonucu olarak farklı din ve etnik kökene mensup bireylerin bulunduğu ve bu bireylerin toplumdaki her birey kadar eğitim ve ibadet hakkına sahip olduğunu ve ne dışarıdan bir grubun ne de devletin kendisinin bu haklara müdahil olacağını, kültürel devamlılık için bu bireylere eşit fırsatların devlet eliyle garanti edileceğini belirten bir anayasa bu konudaki hukuki sorunlarımızı çözecektir.

 

KAYNAKÇA

http://www1.umn.edu/humanrts/demo/subcom.html
http://academic.udayton.edu/race/01race/minor01.htm

http://www2.ohchr.org/english/law/cerd.htm
http://treaties.un.org/Pages/Treaties.aspx?id=4&subid=A&lang=en
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa.htm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Lozan_Antla%C5%9Fmas%C4%B1

*Varlık Vergisi meselesi ayrımın en uç ve can yakıcı örneklerinden biri olduğu halde güncel olmaması sebebi ile burada işlenmemiştir.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi