Gezi: Bir özgürlük hikayesi

  • Ali Deniz Pusat
  • 31 Mayıs 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bir sene önce bugün cumhuriyet tarihinin en büyük sokak ayaklanması yaşandı. İnsanlar öldü, gözlerini kaybedenler oldu, pek çok insan fiziksel ve ruhsal yaralanmaların altında ezildi. Pek çoğu birbiriyle direkt bağlantılı olmayan milyonlarca insan, parkta eylem yapanların yanında olmak için sokağa indi. 

Pek çok neden vardı aslında, esasında sadece bu hükümetle ilgili de değildi sorunlar; neticede devlet her daim ceberruttu bu topraklarda. Şiddetsiz eylem yapmanın bireyin hakkı olduğu devlet tarafından geçmişte de kabullenilmemişti, geçmişte eylemlerin gerçek mermiler kullanılarak bastırıldığı pek çok dönem olmuştu. Sorun şu ki bunların hepsi unutuldu. 

Ak Parti iktidara gelmeden hemen önce eski kemalist devlet en güçsüz pozisyondaydı, büyük deprem ve sonrasındaki ciddi ekonomik buhran devletin belini bükmüştü. En büyük dert ekonomiydi. Kürt sorunu da ikinci sorun olarak ortadaydı. Seçim sonuçları o güne kadar iyi bir ivmeyle yükselen muhafazakarları iktidara taşıdı. İkinci büyük parti Kemal Derviş’in dahil olduğu CHP’ydi. Bir önceki seçimde baraj altında kalan CHP iki nedenle tekrar gündeme gelmişti, nedeni birincisi Ak Parti muhafazakarlığından kaçanlar ve ikincisi Kemal Derviş’in ekonomiyi toparlama kabiliyetinin iyi olmasıydı. Seçimde dikkat çeken diğer parti yeni kurulmasına karşın iyi oy toplayan Genç Parti’ydi. Barajı aşamamasına rağmen toplumun radikal yönlere kaymasıyla ve çok iyi PR yapmasıyla ilgiliydi bu yükseliş. 

Ak Parti iktidarının ilk yılları kendileri için katı, ceberrut kemalist devlet içinde kapı açma çabasıydı, bunun için AB ile ilişkiler en iyi düzeye çıkartıldı, Kürt sorununda ciddi başarılar elde edildi ve en önemlisi çökmüş ekonomi çökmüşlüğünden faydalanılarak nispeten daha iyi duruma getirildi. (Bunda Kemal Derviş etkisi yok sayılamayacağı gibi, hükümetin sıkı mali disiplinden şaşmaması da etkili oldu). Muhafazakarlar devletin en güçsüz olduğu dönemde iktidarı almıştı, kolay bırakmaya niyetli değildi ve aradan 11 yıl geçti ve geçilen 11 yılda en önemli değişim hiç şüphesiz geçmişi çok iyi hatırlamayan bir nesilin yetişmesiydi. Ayrıca bu nesil geçmişte olduğu gibi sadece konvansiyonel medyayı kullanmıyordu, her şeyi okulda öğrenmemişti, geçen dönem içinde internet teknolojisi gelişmiş, sosyal medya gibi bir sektör ortaya çıkmıştı. İnternet neredeyse bir devrimdi, insanlar dünyayı çok yakından takip edebiliyordu. Başkalarının kendisini ifade etme hakkı doğal bir hak olarak görülme eğilimindeydi, kolektif düşünceden bir nebze kopulmuş birey olmak daha ön plana çıkmış durumdaydı (kolektif düşünce de elbette Gezi’deydi, sosyalistler ve kemalistler buna en iyi örnek, fakat bu kadar insanı ayağa kaldırmaya yetmeyeceği de aşikar).  Ayrıca bu neslin en büyük farkı öncesinde gözükmeyen muhafazkar kitleyi artık görmeleriydi. Ak Parti hükümetinin başardığı en büyük icraati buydu bence. Toplumun muhafazakar kanadı yıllarca sessiz bir şekilde devletten nefret etmiş ama bunu dillendirememişken, muhafazakar iktidar onların konuşmasını sağlamış, onları o güne kadar dinlemeyenlerin onlara hak vermesini sağlamıştı. 

Hükümet ilk yıllarının aksine kötülediği devlete sahip oldukça onu sevmeye başladı. 90’ların muhafazakarları Diyanet İşleri denilen kuruma düşmanken, devleti ele geçirme sonrası sahiplenildi. YÖK, polis, Asker, menfi kararlarda yargı, MİT hepsi ve fazlası bu kurumların altında zamanında ezilenler tarafından sahiplenildi ve fazlası yaratıldı. İlk dönem yaratılan yolsuzlukla mücadele havası hükümet kendi şirketlerini kurup büyütünce rafa kaldırıldı. 11 yılda geçmişin yoz devleti aynı hoyratlıkla yeniden sadece rengini değiştirerek ortaya çıkmıştı. 

İşte tam bu durumda esasen ufak bir park sadece bahaneydi, toplumun eski kemalist devletin tekrar güçleneceğinden korakan kesimleri hariç, bu yeni devletin büyümesinden ve güçlenmesinden korkan bireyler bir parkta eylem yapanlara destek olmak için birleşmeden bir noktaya yöneldi. Bu insanların bir kısmı hatta belki büyük kısmı kendi ütopik (ya da esasen distopik) ve büyük devletlerini kurmak ve bunun için hükümeti yıkmak için gelseler de bu ortak amacın en azından bu devleti küçültmek olduğu gerçeğini değiştirmez.

Gezi bir çok can aldı, yaralanmalar hem fiziksel, hem de ruhsal olarak büyüktü. Fakat katılanlara kazandırdığı da pek çok şey oldu. En önemlisi farklı görüşlerin bir arada olabileceği gerçeğiydi, kısaca hoşgörüydü. Kendinden olanlara karşı değil, karşı olanlara karşı bir tolerans. Bireysel özgürlüklerin önemi pek çok insan tarafından kabul gördü, devlet açısından bakan değil, birey açısından bakan hukukun önemi fark edildi. Bu devlet kendi başbakanını asmıştı, pek çok kişi devletin silahlarıyla öldürülmüş, yaşı küçük olanlar mahkemelerce büyütülerek dar ağacına yollanmışlardı. Bir kaç kişinin ölümü önemsiz bir haberken, Gezi bize sadece bir hayatın ne kadar önemli olduğunu anlattı. Vergiler azaldığında, devletin kontrolü yok olduğunda bireylerin bağış kültürünün arttığı fark edildi.

Gezi’ye 3H dışında başka liberal bir örgütlenme destek vermemişti, sosyalistler, kemalistler, kolektif anarşistler, anti-kapitalistlerin ekseriyeti oradaydı ve çoğu liberalizmi öcü olarak algılayan insanlardı. Hatta hükümeti liberal sananlar bile vardı. Lakin Gezi, cumhuriyet tarihinin en büyük liberal ayaklanmasıydı.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi