Filistin’e vicdan değil akıl lazım

  • Tarık Beyhan
  • 27 Temmuz 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bir süredir anlattığım İsrail-Hamas çatışması hakkındaki görüşlerimin anlaşılamaması nedeniyle yeterince iyi izah etmediğimi düşündüm. Bu nedenle detaylı ve uzun bir yazı yazdım. Yazının uzunluğu nedeniyle affınıza sığınıyorum.

Steril Olmak
Dante’ye ve Kennedy’ye mal edilen bir söz bugünlerde yine bolca paylaşılıyor: “Cehennemin en sıcak yerleri ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.” İsrail ile Hamas –kimilerine göre Filistin– arasında süren savaşta Hamas’tan yana olmanın ahlaki ve vicdani bir gereklilik, tarafsız kalmanın ise steril bir tavır olduğu paylaşanlarca bu sözün alt metnine yerleştiriliyor.  Aksine Türkiye’de Hamas’tan yana olmak steril bir tavırdır. İzah edeyim…

İnsan, kendi çıkarlarını korumaya, mutluluğa ulaşmaya ve bu sırada hayatta kalmaya çalışan bir varlıktır. Altrüistler bile başkalarının çıkarını öncelerken bundan haz alarak kendilerine başka bir çıkar yaratmaktadır. İnsan karar alması gereken durumlarda aslında nasıl bir çıkar sağlayacağı konusunda seçim yapar. Örneğin, bir fakire yardım etmek size maddi bir çıkar sağlamayabilir ama size mutluluk ve/veya gurur sağladığı için manevi bir çıkar elde etmiş olursunuz ya da doğruyu söylemenin maddi çıkarlarınıza zarar vereceği bir durumda yine de doğruyu söyleyerek erdemliliğin hazzını yaşayabilirsiniz. Kolay olan ise maddi çıkar kaybı olmayan durumlarda karar almaktır. İsrail ile Hamas’ın çatıştığı bir durumda siz Türkiye’de yaşayan sıradan bir vatandaş olarak ne para kaybedersiniz, ne hapse atılırsınız, ne yaralanırsınız. Hiçbir maddi çıkar kaybına uğramadığınız sürece karar vermek kolaydır: Güçlü İsrail güçsüz Hamas ile çatışıyor, yüzlerce insanı katlediliyor, güçsüzün yanında yani Hamas’ın yanında yer almaktan daha fazla manevi çıkar elde etmek mümkün müdür? Vicdanınız rahattır. Ezilenlerden yana olduğunuz için gurur duyarsınız. Bu kadar kolay bir kararı almak steril değilse nedir?

Siyonizm
Hemen hemen dünyanın her yerinde zulme uğrayan Yahudiler arasında Siyonizm siyasi bir fikir olarak 19.yy sonlarına doğru yayılmaya başlamıştır. Bugün özellikle Türkiye’de Nazizm ve Faşizm ile eş tutulan Siyonizm aslında Yahudilerin atalarının topraklarına dönüp orada bir devlet kurarlarsa huzur bulacağına inanmaktır. Aslında Siyonizm, Misak-ı Milli hayalleriyle Musul ve Kerkük üzerinde hakkı iddia eden Türk milliyetçiliğiyle aynı şeydir. Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan bu milliyetçi kitle devletini severken ve devlet sahibi olmayı kendi milletinin hakkı kabul ederken Siyonizm’e olan düşmanlıkları Nazizm ile eştir. Modern milliyetçilik türevlerinden biri olan Siyonizm’in Nazizm ile eş tutulmasının altında ise sadece Yahudi nefreti yatmaktadır. (Bunun yanında benim gibi milliyetçiliği ve devletçiliği irrasyonel bulan kişilerin Siyonizm’i eleştirmesinin ise son derece tutarlı olduğunu belirtmemde fayda var.) Sanılanın aksine Siyonizm dinle de doğrudan alakalı değildir, kurucularının hemen hepsi laik Yahudilerdir. Siyonistler kendilerini aynı diğer tüm devletler ve devlet olmaya çalışanlar gibi ulusal özgürlükçü olarak tanımlarlar. [1]

Yahudilerin kendilerinin olmayan topraklara yerleşen işgalciler olduğu ve İsrail devletinin yok olması gerektiği fikri Türkiye’de baskın durumda. Kimisi sadece Arapların topraklarının işgal edildiğini söylerken, kimisi ise Osmanlı topraklarının işgal edildiğini söyler. Özel mülkiyet tanımında “ilk işgal” üzerinden hak sahibini tanımlamak kolay olsa da, devletlerin egemenlik alanlarında bunu tartışmak komiktir. Gücü yetenin istediği toprağı “fethettiği”, fethedilen güçsüzün ise “işgal” edildiği çağlar için topraklarda hak iddia etmek kısır bir tartışmadan fazlası değildir. Dünyanın tüm toprakları gibi Antik Mısırlılardan Yahudilere, Asurlulardan Romalılara, İranlılardan Araplara, Osmanlılardan İngilizlere kadar birçok milletin zorla sahip olduğu bir toprak parçası hangi kokuşmuş devletin hakkıdır diye sormak Kenanlılara haksızlıktır. Ayrıca Filistin’de yaşayan Arapların çoğunluğunun Yahudiler ile aynı zamanda bölgeye göç ettiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu nedenle İsrail’in kuruluşunun doğru olup olmadığını tartışmamızın dışına çıkarıp İsrail ve Filistin devletlerinin uluslararası kabul görmüşlüklerini referans alarak varlıklarının meşruiyetini –devletlerin varlığı meşru mudur ayrı bir tartışmanın konusu– kabul ediyorum. (Özellikle Osmanlı’nın her işgalini “fetih” adı altında kahramanlık destanı olarak anlatan milliyetçi-muhafazakârların İsrail’i işgalcilikle suçlaması ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.)

İsrail Devleti Öncesi ve Sonrası
İngiliz mandası sırasında bölgeye göç eden Araplar ve Yahudiler arasında tatsızlıklar başlamıştı. Çoğunluğu Müslüman olan 20,000 nüfuslu el-Halil’de sadece 700 Yahudi vardı. 1929’da el-Halil (Hebron) Katliamında Müslüman Araplar 67 Yahudi’yi katletti, birçoğunu yaraladı ve tecavüz etti. Kurtulanların çoğu çevredeki Arap dostları tarafından saklanmışlardı. Yahudilerin sürekli Araplar tarafından saldırıya uğraması nedeniyle savunma amaçlı olarak 1920’de kurulmuş olan Haganah militanları –bugünkü İsrail Savunma Kuvvetleri’nin temelini oluşturan paramiliter örgüt–  koruma teklif etmek üzere el-Halil’e geldi. Yahudiler bunun provakatif olacağını belirterek yardımı reddedip polislerin olaya müdahale etmesini beklediler. Devam eden yıllarda da Araplar bir yandan İngiliz mandasına karşı direnirken bir yandan kendilerine doğrudan bir zararı olmayan Yahudilere de saldırmaya devam ettiler. Bu saldırıların büyük bir kısmını ise, bağımsız bir İslam devleti kurmak adına, Müslüman Kardeşler üyesi İzzeddin El Kassam düzenliyordu.

Birleşmiş Milletler paylaşım planı sonrası 1967’de neredeyse tüm Arap devletleri İsrail’i yok etmek için sayıca oldukça üstün halde saldırdılar. 6 gün süren ve İsrail’in tek başına olduğu bu savaş sonrası Araplar büyük kayıplar verdiler ve İsrail topraklarını 2,5 katına çıkardı. 1973’te –bugün kutsal ramazan ayında İsrail nasıl Gazzeye saldırır diyenler bilmez ama– Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da (aynı zamanda Ramazan ayında) Arap devletleri, Küba ve Kuzey Kore’yi de aralarına katıp SSCB’nin de desteğiyle sayıca yine çok üstün olarak saldırdılar. İsrail Amerika’nın desteği ile yine büyük kayıplar verdirdi.

İsrail Vatandaşını Anlamak
İsrail devleti de tüm devletler gibi, devlet olmanın getirdiği kötülüğü içinde barındırıyor. Vatandaşlarının yeterince özgürlük, demokrasi ve barış talebinde bulunmadığı tüm devletler yöneticilerinin isteklerinin oyuncağı olurlar.

Şimdi İsrail vatandaşlarının gözünden olaya bakalım. Tarih boyunca neredeyse tüm dünyada Yahudiler sadece Yahudi oldukları için öldürülmüş, işkenceye uğramış, linç edilmiş, tecavüze uğramış, sürülmüş. Dünyanın çoğu gibi milliyetçi bir ideolojiye tutunmuşlar, atalarının topraklarına yerleşmeye gelmişler, aynı muamele devam etmiş. Birleşmiş Milletler planı ile devlet sahibi olmuşlar, tüm komşuları tarafından saldırıya uğramışlar. Nazilerden işkence görüp göç ettikten sonra da sürekli Arapların saldırısına maruz kalmış insanlar ya da çocukları şu an hala yaşıyorlar ve İsrail devletinin vatandaşılar. Yaşıyor olmak, çıkarlarını korumaya, mutluluğa ulaşmaya ve hayatta kalmaya çalışmayı da birlikte getiriyor.

Şimdi hayal edin: İslam devleti kurmak için Yahudileri katleden İzzeddin el Kassam’ın adını almış olan Hamas’ın silahlı cephesi İzzeddin El Kassam Tugayları, yine aynı adı almış olan Kassam roketlerini her gün tepenize yağdırıyor. Sizin devletiniz Filistin devletinin varlığını kabul ettiğini söylemesine rağmen Hamas sizi yok edeceğini söylüyor. Hayatta kalma içgüdünüz mü ağır basar, insan haklarını savunmak gibi erdemleriniz mi?

Çoğunluğunuz için cevap vereyim: İnsan hakları umurunuzda bile olmazdı. Umurunuzda olacak olsaydı yıllar öncesinden  PKK’yı bahane edeceğinize Kürtlerin haklarını da savunmayı akıl ederdiniz. Herkesin sahip olması gereken haklara sahip olabilmeleri için PKK ile müzakereyi gereksiz bulur, gasp edilmiş haklarının doğrudan verilmesini talep ederdiniz. PKK’nın terörü yöntem olarak kullandığından şüphe duymadınız, Kürt gençlerin taş atmasını rahatça terörizm olarak yaftaladınız, Gezi Olaylarını terörizm diye sundunuz. Hamas da PKK gibi terörü yöntem olarak kullanmasına rağmen, Filistinli gençler taş atmasına rağmen, Hamas’a terörist denildiğinde ise “ama” dediniz.

Dün Kürtlerin hakları gasp edilirken, Kürtler öldürülürken nasıl ki görmezden gelip kendi korkunuz nedeniyle güvenlikçi ve zalim devleti desteklediniz. Bugün ülkenin bir kısmı sokaklarda dövülüp öldürülürken nasıl ki güvenlikçi ve zalim devleti destekliyorsunuz… İsrail vatandaşları da sizin kadar insan, onlar da aynısını yapıyorlar…

Sadece kendi dininden, kendi ırkından ya da kendi görüşünden olanlara üzülenlerden değilseniz şimdi beni anladığınızı umuyorum. Devam edelim…

Hamas’ı Anlam(landırm)ak
Diyebilirsiniz ki İsrail vatandaşlarının devletlerini desteklemesini anlıyorsun da Filistinlilerin Hamas’ı desteklemesini niye anlamıyorsun? Onu da anlıyorum, PKK’yı destekleyenleri de anladığım gibi.

Türkiye’de PKK yeni bir devlet kurmak için ama Türkiye’yi tamamen yok etmek gibi bir iddiası olmadan uzun bir süre terörü yöntem olarak kullandı. Her ne kadar dünya devletleri PKK’yı terör örgütü ilan etse de Kürt sorununun çözümü için de baskı uyguladı. PKK bir adım geri attı ayrı bir devlet kurmak amacından vazgeçti. Düşmanı ile masaya oturdu ve pazarlık yapmaya başladı. 

Hamas’ın durumu ise farklı. Hamas, PKK’yı terör örgütü ilan ülkelerden daha fazlası tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor. Düşmanıyla uzlaşmaya çalışmıyor, onu yok edeceğini söylüyor. Filistin halkına insani yardımların ulaşması için batılı devletlerin aracılık ettiği ateşkesleri bile yardımlar tamamlanmadan bozuyor. İsrail’e saldırdığı her zaman daha büyük kayıplar veriyor ama terörü yöntem olarak kullanmaya devam ediyor. Ve bu sırada dünya devletleri İsrail’in meşru müdafaa yaptığını söylüyor. 193 kadar ülke Filistin’i devlet olarak tanırken, sadece 30 kadar devlet Hamas’a yapılan operasyonu haksız buluyor.[2]

Filistin’de İsrail’in yaptığı katliamlar Hamas’ı meşru kılmaz. Hatta Hamas’ın davasının kesinlikle haklı olduğunu varsaysak da bu Hamas’ı desteklememizi gerektirmez. Dünyanın sırt çevirdiği ve bunda kendilerince haklı nedenlerinin olduğu[3] Filistin’i konuşurken derdiniz hamaset değil de insanların ölmesini engellemekse önce dünya devletlerinin müdahil olmaları için ikna olmalarını sağlamalısınız. Hamas’ın eylemlerine devam ettiği, İsrail’i yok etme söyleminden vazgeçmediği, bir dakikasının bile ölümleri azaltma ya da geciktirme etkisi olabilecek ateşkesleri kabul etmediği -etse bile bozduğu ve hatta bunla övündüğü-, İsrail’in vurmaktan çekinmeyeceğini bildiği halde sivillerin sığındığı BM okullarına füze saklayarak sivillerin ölümüne neden olduğu bir durumda dünya devletlerinin İsrail’e dur demesi günümüzde gerçekçi değildir. Bu şartlar devam ederken müdahil olacaklarsa da on binlerce insan daha hayatını kaybettikten sonra olacağı kesindir.

İsrail’e beddua etmekle sorunun çözülmeyeceği kesinken, Hamas’ın saldırıları sonucu bir “başarı” elde edilmesi de mümkün gözükmezken, Hamas’ı desteklemek Filistin halkının öldürülmesine engel olma çabası olarak adlandırılamaz. Ya Hamas politika değiştirmelidir, ya Hamas’ın yerine daha meşru kabul edilecek Filistin temsilcileri gelmelidir.  Hamas saldırılarına devam etmesine rağmen -her ne kadar İsrail sağı daha sağa kaysa da- İsrail yasama meclisi seçimlerinde barış ve iki devletli çözüm yanlısı partilerin sandalye sayısı artıyor. Hamas’ın pasifist bir politika izlemesi belki bir süre daha İsrail’i durdurmaz, hatta muhtemelen işgal devam eder. Ama en azından daha az insan ölür ve İsrail’in ölümüne neden olduğu her sivil batılı devletler ve milletler açısından daha önemli hale gelir. İsrail vatandaşları da, diğer ülke vatandaşları da devletlerine İsrail’in katliamlarını durdurmak için daha çok baskı uygulamaya başlarlar. Eğer bahsettiğim değişim olmazsa, İsrail vatandaşları da, Filistin vatandaşları da savaşı barışa tercih etmeyi daha radikal bir şekilde savunacaklar. Bunun sonucunda en çok zarar görenin de Filistinliler olacağı da şüphe götürmez.

Sonuç olarak, tüm Filistinliler öldükten sonra, davalarında haklı olsalar ne olur, Hamas terör örgütü olmasa ne olur? Filistin’e vicdanla bakmaktan vazgeçin demiyorum ama Filistin’e vicdandan çok akıl lazım.

Yoksa daha çok vicdanımız sızlayacak.


Birey olmayı anlamayanlara önemli not: 3H Hareketi, bireylerden oluşur. Ve 3H'yi oluşturan bireylerin hepsi, her konuda aynı fikirde değildir. 3H Blog'da yazılan yazılar kurumun görüşünü yansıtmak zorunda değildir. 

[1] Siyonizm içi akımlardaki farklılaşmalar göz ardı edilmiş olup, şu an ki İsrail hükümetinin de dâhil olduğu Revizyonist Siyonizm’in bakışı da yansıtılmıştır. 

[2] Filistin’in ve Hamas’ın en büyük destekçisi her zaman Baas rejimleri ve diğer Arap diktatörlükleriydi. Hamas’ın da bir parçası olduğu Müslüman Kardeşler ’in bu destekçileri devirip Ortadoğu’da egemen olmaya çalışması destek kaybının en önemli nedenlerindendir.

[3] Çakal Carlos’tan Kara Eylül’e kadar birçok kişi veya örgüt dünyanın farklı yerlerinde Filistin için terör eylemleri ve suikastlar düzenledi.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi