FETÖ ve sonrası

  • Soner Bastiat
  • 10 Ekim 2016
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Erdoğan’ın benim ideallerimdeki bir devlet adamından çok ama çok uzak olduğunu anlatmama gerek yok, ancak Gülen örgütünün başka bir iktidarda kökünün kazınması (hatta Erdoğan’sız bir AKP’de dahi) kesinlikle mümkün olamazdı. Son derece profesyonel bir hücre yapılanmasıyla işleyen bu örgütün açık vermesi için şımarması gerekiyordu. AKP iktidarı onlara bu şımarıklığı sağladı. Başka bir iktidar döneminde hala tedbirli, hadlerini bilerek davranmaya devam edeceklerdi ve muhtemelen 10-15 sene daha bu örgüt hiçbir açık vermeyecek, mağduru oynamaya devam edip taraftarlarını artırdıktan sonra “düğme”ye çok daha doğru bir zamanda basacaklardı. Öyle bir noktadan sonra şimdiki gibi bir geri dönüş de mümkün olamazdı. Düğmeye erken bastılar ve kaybettiler. Kanımca hepimiz şans eseri büyük bir badire atlattık. Yani umarım atlatmışızdır. 

Ancak AKP en büyük yanlışı, iddia ettiği gibi bu örgüte farkında olmadan yardım ettiği zaman değil, ordudaki tehlikeli yapılanma üzerine konsantre olması gerekirken gidip söz konusu örgütün anaokullarına baskınlar yaparken yaptı. Bir senedir örgüte yakın kaynakların bu darbeyi sinyallediği, hatta darbe girişiminden önce cemaate bağlı bir kanalda bir üniversite hocasının “güzel günler geliyor, keşke bir albay olsaydım” şeklinde alenen bir ifade dahi kullandığı ortaya çıktı. MİT’in hiçbir görevlisinin böyle bir kalkışmadan habersiz olduğuna beni kimse inandıramaz. Şu halde TSK’da, polis teşkilatında ve eğitim alanında yapılan yoğun tasfiyelerin MİT’te de yapılması kaçınılmaz gözüküyor. Gerekli tasfiyeler yapıldı mı bilmiyorum. Her şey bir yana, Türkiye asla seçimle değiştiremeyeceği tehlikeli bir yapının belini kırdı. Bu noktadan sonra Gülen Hareketi’nin kendini toparlaması, eski itibarına kavuşması imkansız ancak Ergenekon davasındaki gibi ağır haksızlıklar ve mağduriyetler bu davalarda da devam ederse korkarım bundan uzun vadede örgüt faydalanacaktır. Zira eminim şu an en çok arzuladıkları şey bu davaların sulandırılmasıdır. 

Bunun yanında üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu; Susurluk kazasından beri orada olduğunu bildiğimiz, iç çatışmalarla, krizlerle beslenen bir diğer derin devlet yapılanmasının önüne nasıl geçileceği. Bu yapı hala orada olduğunu hissettiriyor. FETÖ kadar profesyonel değiller ama oradalar. Muhtemelen FETÖ’den boşalan makamlara, mevkilere de talipler. Türkiye elbette bu tür örgütlerin devlet kademelerindeki tasfiyeleriyle uğraşmalı ancak bu sorunların kökten çözümü sadece tasfiyelerle, muhbirliklerle aşılamaz. Terör örgütlerini yeşerten şey, ustaca kullandıkları sosyal-kültürel-siyasal mağduriyetlerdir. Gülen örgütü yıllarca faşizan bir uygulama olan türban sorununu kullanarak taraftarlarını artırdı. Eğer zamanında muhafazakarlar üzerinde bu derece antipatik bir baskı yaratılmamış olsaydı FETÖ bu derece güçlenebilir, merkez sağ bu denli homojen kalabilir miydi? Keza Kürt halkı üzerinde yıllarca yoğun baskı ve yasaklar olmasaydı PKK etki alanını bu denli arttırabilir miydi? 

Yaşanan sorunlara tek taraflı bakarsak, tarihi tecrübeleri görmezden gelmeye devam edersek bugün FETÖ biter yarın KETÖ çıkar, on sene de onunla meşgul oluruz


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi