Etki ve tepki bağlamında LGBT Onur Yürüyüşü

  • Can Beysanoğlu
  • 01 Temmuz 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bu yılki LGBT Onur Yürüyüşü huzurlu ve şenlikli bir atmosferde kutlanamadı. Hâlâ netleşmeyen bir gerekçeyle valilik tarafından polise "saldırın" emri verildi ve binlerce katılımcı her zamanki gibi orantısızca şiddet uygulanarak püskürtüldü. Aslında bu şiddetin orantısızlığından ziyade haksızlığına vurgu yapmak lâzım: Bir kez daha görüldü ki Türkiye'de siyasal İslamcı gruplar haricinde hiçbir siyasî-toplumsal grubun gösteri ve yürüyüş hakkı güvence altında değildir. İçişleri Bakanı değişmezse, seneye LGBT aktivistlerine, gökkuşağı yerine yeşil bayraklarla sokağa çıkmalarını öneririm; belki o zaman anayasal haklarını kullanmalarına müdahale edilmez.

Eşcinsellerin toplumsal görünürlüğü artıyor ve LGBT hakları konusu yavaş yavaş siyaset alanında taraftar bulmaya başlıyor; tabii bu "etki"nin bir de "tepki"si var: Eşcinsellere yönelik nefret söylemi piyasaya sürülüyor ve bilhassa sosyal medyada İslamcı çevreler tarafından yaygınlaştırılıyor.

Neye yönelik bir "tepki" bu? Anlamak için evvelâ meseleye LGBT'lerin gözünden bakmak lâzım. Geleneksel toplumda eşcinsellik, insana verili doğasına aykırı bir eğilim olarak damgalanarak bastırılır, görmezden gelinir, yok sayılır. Verili insan doğasının değişmezliği varsayımından hareketle, buna tezat oluşturan bütün olgular toplumsalın dışına itilir. Modernleşme bu durumda iki değişiklik meydana getirir: İlk aşamada, bastırılarak görünmez kılınanın geri dönüşü, yani görünürlük kazanması gerçekleşir; bunun karşısında ana-akım egemen norm keskin bir reaksiyon göstererek baskı mekanizmalarını kullanır: Aykırı olanın meşruiyetini kabul etmemek için dışlayıcı söylemler ve cezalandırıcı pratikler devreye sokulur. İkinci aşamada, aykırı norm bir tanınma talebi geliştirir; siyasallaşır ve egemen normun hegemonyasını kırmak için eşitliğe veya farklı olmanın meşruluğuna vurgu yapan söylemler üreterek toplumsal alanda mücadeleye girişir. Modernleşme bireysel farklılaşmanın önünü açtıkça, eşcinsel bireyler özerk birer aktör olarak diğer insanlarla eşit statüde yaşamalarını engelleyen sosyokültürel kalıpları kırmayı, kamusal alanı çoğulculaştırmayı hedefler.

Egemen normun bekçileri açısından bakıldığında, onlar bu sürecin ilk aşamasında eşcinselliğin sapkınlık ya da hastalık olduğu yönündeki dışlayıcı söylemlere başvurarak, yahut kamu düzenini ve genel ahlâkı koruma gerekçesine sarılarak mevzilerini muhafaza etmenin gayreti içine girerler. Fakat baskı tedbirleri giderek işlemez bir hâl alır, çünkü modern toplumun çok-katmanlı dinamiklerini kontrol altında tutabilmek için "daha fazla devlet"e, "daha ince teknikler"e sığınmanın sonuç alıcı olması mümkün değildir artık. Zira bireyselleşmeyi ve özerkliği öne çıkaran süreçler tümüyle durdurulamayacağı gibi, mükemmelen kontrol edilmeleri de imkân dahilinde değildir. Baskının yol açacağı yabancılaşmanın, dışlamanın engel olamayacağı özerk alternatif alanların sağlayacağı yeni olgular ve meseleler iyice başa çıkılamaz bir hâl alacaktır. Bu başa çıkılamazlık, egemen normun bekçilerinde içe kapanma ve tepkiselleşmeyi yaratır; arzu edilen güvenli ve steril yaşam alanının olabilirliği illüzyonunu yaratacak, görünmez kılmayı mümkün farzettirecek geleneksel söyleme dönüş yapılır. Dinî semboller ve kalıplar tedavüle sürülerek, meşruiyeti artık engellenemeyenin toptan yok sayılması istenir. Karşı-argüman veya alternatif bir toplum projesi önerilmez; tepkisel bir yıkıcılık kalır geriye.

Bugün İslamcı siyaset LGBT yürüyüşünü yasaklama nedeni olarak genel ahlâkı öne süremiyor, bu yasağın LGBT hareketinin yükselişini kıramayacağını bile bile sadece yasaklıyor; bu gerekçesiz yasağı savunabilmek için, o kesimin söylem üreticileri kışkırtıcı bir nefret diline başvurarak öncelikle modern toplumun dinamiklerinin kontrol edilemezliğine sövmüş oluyorlar. Onlar varolan toplum çoğulluğundan duydukları memnuniyetsizliği "yozlaşma" terimiyle açıklarken, çoğulculuğun onlara hissettirdiği güvensizlik ve "cemaat kaybı" algısına karşı, artık ellerinde hiçbir yapıcı fikir ve proje yok. Sadece kör bıçak gibi işlevsiz ve tepkisel bir yıkıcı dile sığınarak eski güvenli günlerin nostaljisini canlandıracaklarını umuyorlar.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi