Endişeli muhafazakarlar ve niyetlenilmemiş neticeler

  • Soner Bastiat
  • 16 Mart 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Değerli arkadaşım Volkan Ertit'in "Endişeli Muhafazakarlar Çağı" başlıklı kitabı şimdiden birçok yerde ses getirdi. Ertit'in yapmış olduğu tespitler, esas itibariyle sosyolojik olarak elbette isabetlidir. Kısacası toplumlar zenginleştikçe, evet, sekülerleşirler ve bu durum başta muhafazakar aileleri ve bireyleri tedirgin eder. Kabaca baktığımızda ise Türkiye son 11 yılda toplumsal olarak daha fazla dindarlaşmamış, daha seküler bir çizgiye kaymıştır. Ertit'in kitabında bu iddiayı doğrulayan pek çok veriye ve istatistiğe ulaşabilirsiniz.

İşin beni rahatsız eden ama çok da şaşırtmayan boyutuna gelirsek, Ertit'in iddialarına en çok, "hükümete yakın" olarak adlandırabileceğimiz köşe yazarları tarafından sahip çıkılmasıdır. 

Zira onlar Ertit'in tezini bol bol köşelerinde kullanarak, "İşte bakın gördünüz mü? Ak Parti'nin sizin hayat tarzlarınıza falan karıştığı veya sizi dindar olmaya zorladığı falan yok!" demeye çalışmaktadırlar.

AKP iktidarı sayesinde insanların daha çok zenginleştiğini ve bu nedenle de her ülkede olduğu gibi, bunun bir yönüyle sekülerleşmeye yol açtığına karşı çıkacak değilim ve en başından beri bunu zaten kabul ediyorum. Ancak iktisatta pek sevdiğim bir kavram var: "Niyetlenilmemiş neticeler". Bu kavramın ışığında, söz konusu sekülerleşmeyi AKP'nin hızlandırdığını iddia edebiliriz, ancak kesinlikle arzu ettiğini veya bunu engellemek için elinden geleni yapmaya çalıştığını inkar edemeyiz. İkisi tamamen farklı şeylerdir. 

Alkol yasaklarından, "dindar nesil" yetiştirilmesine, zorunlu din derslerindeki ısrardan, Ateizm Derneği'nin başına gelenlere, internetteki artan sansürden, kadının fıtratına, kürtaja, doğum kontrol yöntemlerine, hatta ve hatta kadınların nerelerde gülüp gülmemesi gerektiğine kadar, hükümetin bu yöndeki uygulama, düzenleme ve en önemlisi söylemlerinden, kendilerinin seküler hayat tarzlarına karşı ne kadar nefret ve antipati beslediklerini görmek, ellerinden gelse daha neler yapacaklarını kestirebilmek zor olmasa gerek.

Demek istediğim, evet, hükümet toplumdaki sekülerleşmeyi dünyadaki global büyüme ve sekülerleşme trendlerine paralel bir biçimde hızlandırmıştır ancak buna kesinlikle niyetlenmemiştir. Niyetlenmediği gibi, yukarıda saydığım belli başlı uygulamaları ve iktidara hakim olan dili incelediğimiz zaman, kendilerinin bu anlamda insanları özgür bırakmak gibi bir düşüncesinin olmadığını farketmek, aksini iddia etmekten pekala daha anlamlı olacaktır.

Söz konusu kitaptaki çalışmaların, bu olgular ışığında okumasının ve değerlendirilmesinin daha faydalı ve zengin tartışmaları getireceğine inanıyor, dostum Ertit'in ezber bozan çalışmalarının artmasını umut ediyorum.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi