Elysium: Hollywood'da beyaz zenginlerin temsili

  • Semih Bedir
  • 06 Şubat 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Çoğunluğu beyaz olan zenginler dünyadan kaçarak uzayda inşa ettikleri mükemmel ötesi bir mekan kurarlar ve adını da Elysium koyarlar. Bu cennette mutlu mesut yaşarlar. Onları sadece partilerde takılırken, havuza girerken, kısacası hiç çalışmadan  mutlu mesut yaşarken izleriz. Fakirler ise dünyada kalmışlar. Açlık, yoksulluk, sefalet, güvensizlik kol geziyor dünyada. Bu dünya bizim bildiğimiz dünyaya hiç benzemiyor. Dünyanın global dili İspanyolca olmuş adeta. Los Angeles tam bir gecekondu mahallesine dönmüş. Yani gelecekte yüzde bir lüks içinde yaşarken geri kalan herkes açlık sınırında yaşar olmuş. Dumanlar ve köşe başlarında takılan tekinsiz tipler hakim Los Angeles sokaklarında. Ayrıca mafya türemiş. Bu mafya acil yardıma ihtiyaçları olanları yaptıkları kodlar ve uzay gemileriyle illegal olarak Elysium’a götürüyorlar. Çünkü çoğunluğu beyaz olan bu zenginler, her hastalığı iyileştirebilen bir makine keşfetmişler. Bu makinayı kullanmanız için de Elysium vatandaşı olmanız gerekiyor. Bu zenginler ayrıca dünyada kendilerine köle olarak robotlar üretiyorlar ve tabii ki bu fabrikalarda dünyada kalanlar yok parasına çalışıyorlar. Size District 9 filmiyle dikkatleri üzerine çeken ve bilim kurgu filmlerine yenilikçi bir tarz getiren Neill Blomkamp’ın son filmi Elysium’dan bahsediyorum. 

“Film beyaz olmayanların bu mükemmel ötesi cenneti işgal ederek hastalıklara çare olmasını ve şeytanla, yani çoğunluğu beyaz olan zenginlerle  savaşmasını anlatıyor.Bu işgal tamamlanınca bir anda herkes mutlu mesut bir şekilde yaşamaya başlıyorlar”. Bu sözleri IMDB sitesinde “Elysium” filminin yorumları kısmında gördüm. Buna benzer birçok yoruma rastladım. Benim ilgimi çeken ise "bu beyazlar böyle büyük filmlerde neden hep kötüler olarak gösteriliyor" kaygısının yavaş yavaş izleyicide yerleşmiş olmasıydı. Yani 4-5 tane genç ormana  kampa gittiklerinde ve başlarına sapık bir katil musallat olduğunda neden hep siyah olan genç ilk defa ölür sorusunun beyaz versiyonunu görüyoruz. Film çalışmaları yapan, sinema ile ilgili akademik makale okuyan herkes sinema da azınlıkların temsili, siyahların temsili, kadınların temsili vb. konularda bir çok yazı okumuştur fakat gördüğüm kadarıyla yakında bu listeye beyazlar da eklenecek.

Elysium filmini izleyip gerek teknik gerekse içerik analizi gözüyle bakan her izleyici binlerce klişe bulabilir. Aslında senaryo derslerinde göreceğiniz en etkili yöntemi kullanmış olmasına rağmen senarist, bu filmde bu yaratılan konsepti Rambo filmlerinde görebileceğimiz kadar popüler sinema dilinde ekranlara yansıtmış. Güncel olan bir durumu geleceğe ve geleceğin mantığında dizayn etmiş ama klasik film anlatım kurallarına harfiyen uymuş. Yani aslında Meksikalıların Amerika’ya illegal geçişlerini, ücretsiz sağlık sistemi konusunu, Amerika’da yaşayan zenginlerin gelirlerini paylaşmadığı için insanlığın mutsuz olduğu görüşlerini, Occupy Wall Street hareketinde duyduğumuz bir çok sloganı 2154 yılına uyarlamış. Kısacası film buram buram sosyalizm kokan ve bunun bir bakıma propagandasını yapan bir film. Bu nedenle olacak ki özellikle sol görüşlü film eleştirmenleri tarafından çok beğenildiğini internette biraz araştırma yaptığınızda görebilirsiniz.Bu kişilerin Amerikan propagandası yapan popcorn filmleri sürekli yerden yere vurmasına rağmen bu filmi çok beğenmeleri bu durumu bir bakıma açıklıyor. Fakat senarist, yönetmen ve filmin yıldız oyuncuları bu filmde hiç bir politik mesaj vermediklerini söylüyorlar. Tabii ki filmi yapanların bu görüşleri bende bazı liberallerin Türkiye’de basın özgürlüğü var demesi kadar etki yaratıyor.

Benim sorunum aslında sol görüşlü bir film üretilmesi ve bunun propaganda yapılması değil. Benim sorunum bu yapılırken aslında hizmet etmeye çalışılan amacın tam aksine bir söylem ve yeni bir ayrımcılık ve temsil sorunu üretilmesi. Örneğin yazımın başından beri çoğu beyazların olduğu bir cennet diye bahsettim Elysium’dan. Çoğu dememin tabi ki bir nedeni var. Bunun nedeni bu cennetin başkanının siyahi olması. İşin komik tarafı ise bu başkan kurallara uymak istiyor, fakirlerin ölmesini istemiyor, sistemin kölesi olmuş ama vicdanı olan bir başkan. Fakat ona darbe girişimi hazırlayan ve Elysium’a yasa dışı giren herkesi öldürmeyi kafasına koymuş, gözleri çakmak çakmak bakan ve "ben kötüyüm" diye bağıran bir karakterimiz var. Bu kötü karakterimiz çok zengin, beyaz, kadın ve anlamadığım şekilde arada sırada Fransızca konuşuyor. Kısacası dış mihraklar durumu da mevcut.

Elysium’a benzeyen filmleri çoğaltabiliriz. Özellikle son dönem büyük bütçeli bir çok bilim kurgu filmlerinde bu durumu ve zenginlerin nasıl ötekileştirilmeye başlandığını eskiden görmediğimiz kadar görmeye başlıyoruz. Benim eleştirim ise sürekli olarak bu konuları ele alan akademisyen ya da eleştirmenlerin zenginlerin ötekileştirilmesine, beyazların ötekileştirilmesine karşı sessiz kalmarı ve bu filmlerin çok realist ve gerçeği yansıtan filmler gibi lanse edilmesi. Bu yazının sonunda bana “o kadar diğerlerini ötekileştiren ve popüler kültürün propagandasını yapan binlerce film varken sen bize beyazların bir kaç filmde nasıl ezildiğini mi anlatıyorsun ? “diyebilirsiniz. Benim derdim vah vah zenginler nasıl da horlanıyorlar yazısı yazmak değil. Holywood’un ve Amerika’da film ve medya endüstrisinin nasıl muhafazakarlıktan sol görüşlere doğru evrildiğini sizlere Elysium üzerinden anlatmak. Bu değişim ve evrimi konusunda görüşlerimi biraz da tarihsel bir boyut katarak başka bir yazımda anlatmak istiyorum. Eğer Elysium filmini izlemediyseniz, kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Ne demek istediğimi izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız. Hatta ne demek istediğimi daha da iyi anlamak için “In Time” filmini de bunun arkasından izleyin derim.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi