Çözüm süreci, yolsuzluk, faiz lobisi ve pembe yalanlar

  • Enes Özkan
  • 03 Ocak 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Yeni yıla yeni yolsuzluk iddialarıyla girdik. Nasıl girdiysek öyle gidecek gibi bir müddet. Başbakan’ın kendine has üslubuyla konuşayım; “İki cephede de geri bas yok!”. İki tarafında elinde kozlar var. Bir tarafın elinde yolsuzluk iddiaları, diğer tarafta ise çözüm sürecinin sabote edildiğine dair inancı kamuoyuna yayabilme potansiyeli. Bu potansiyel adeta viral reklam gibi Başbakan’ın her konuşma metninin özünde yer alıyor. Hırçın delikanlısı Orta Doğu’nun bas bas bağırıyor her konuşmasında.

Başbakan iki şeye çok kızıyor. Kızdığı her konunun altında ise bir damarı yakalama arzusu var. Çözüm sürecinin sabote edilmesine çok kızıyor Başbakan. Ben de kızıyorum. Öyle çok kızıyorum ki, Başbakan’ın –galiba, tam emin olamadım- görmediği KCK tutukluları konusu kafamı karıştırıyor. Gerçekten çözüm sürecini sabote eden yargının bir kısmı mı, yargı ile yürütmenin bu konuda kenetlenen bir kısmı mı, yoksa cümle âlem bu adamların karşısında mı anlamak güç. Aslında Başbakan’ın, yolsuzluk iddialarıyla çözüm sürecinin sabote edildiğini sürekli vurgulaması, elinde bulundurduğu demokrat tabanı tutmak ve sıkılaştırmak amacıyla yan yana getirilmiş bazı cümlelerin birleşiminden kaynaklanıyor.

KCK davalarında sayıları neredeyse 3000’i bulan bu kadar tutsak varken çözüm sürecinin sabote edilmesini yolsuzluk davalarına bağlamak nasıl bir garabettir anlamak mümkün değil. Hâlbuki, Orta Doğu coğrafyasındaki her siyasetçi kendi siyasi geleceğini garantilemek ve hükmetme duygusunun tatmini için yani kendi çıkarı için çalışır. Bu da toplum için oldukça faydalı bir faaliyettir. Ama bu faaliyet, siyasetin konusu olmayan bakan çocuklarının ceplerini doldurması, devlet faaliyetlerinde söz sahibi olmaları gibi alanlara kayınca ister istemez sunileşiyor. Konuyla ilgisiz ama teorik olarak benzer bir parça aktarıyorum Adam Smith’ten: “Kendi çıkarını elde etmeye çalışarak o [tüccar (bizim örneğimizde siyasetçi)], toplumu gerçekten ilerletmeye çalıştığına göre sıklıkla daha fazla yararlı olur. Kamu yararı için suni ticaret yapanlar tarafından bundan daha fazla iyilik yapıldığını hiç görmedim.” Hakikaten bu yolsuzluk meselesinde de kamu yararı lehine bir konu olan çözüm sürecinin önümüze getirilmesi biraz zorlama olmuyor mu?

Başbakan’ın çok ama çok kızdığı bir diğer güruh ise “Faiz Lobisi”. Başbakan’a göre faiz lobisinin amacı çok açık; Türkiye’nin büyümesini hazmedemiyorlar. Bu lobi öyle bir lobi ki, Meksika’nın, Rusya’nın, Güney Afrika’nın, Endonezya’nın, Rusya’nın ve diğer tüm gelişmekte olan ülkelerin büyümesini hazmedemiyorlar. Ama nedense en çok Türkiye’nin büyümesini istemiyorlar. Bunu devlete faiz karşılığında borç verdiği para ile yapıyorlar. Bu borcu nasıl veriyorlar? Devletten hazine bonosu, devlet tahvili alarak –elbette başka birçok araç var ama en yaygın olanlar bunlar-. Ah faiz lobisi ah! Senin neyine Başbakan’la aşık atmak. Bak işte malı mülkü bağladın Türk Lirasına, ama Türk Lirası değer kaybetti. N’oldu? Gene sen suçlu oldun. Tabii bu arada ne oldu? Başbakan kökten milliyetçi olan bu basit söylemiyle milliyetçi muhafazakar seçmenini sıkılaştırdı.

Eeey faiz lobisi! Bu sene devletin daha fazla paraya ihtiyacı olacak ve senden daha fazla borç para isteyecek. Sen de ülkenin her türlü riskini ince ince hesaplayıp para vereceksin Türkiye’ye. Sadece Türkiye’nin riskini değil, doların fiyat artışını da hesaplayacaksın. Öte yandan Türkiye’nin enflasyonunu hesaplayacaksın. Sonra diyeceksiniz ki, “Başbakanım, sizin enflasyon beklentilerden yüksek, biz böyle düşünmemiştik. Piyasada döviz azalıyor, Merkez Bankanızın döviz rezervi iyi hoş ama böyle çılgın gibi satarsanız o da biter. Bir de ülkenizde siyasi risk var, çünkü şeffaf değilsiniz. Şeffaf olmadığınız için riskin gerçek fiyatına yakınsayamıyoruz. En yüksek risk primini hesaplıyoruz. Yani biz size şu kadarcık faizle borç veremeyiz. Siz faizleri artırın”. Büyük ihtimalle bu sene borçlanma faizimiz bir miktar artacak ve bunun suçlusu hiç kimse olmayacak sadece faiz lobisi olacak.

İşte buralarda basit bir illüzyon var. Siyaset mekanizmasının dümencileri gözümüzün içine baka baka bize yalan söylüyorlar. Çözüm sürecinin ilerlememesini kendi beceriksizlikleri ve korkaklıklarına değil “cemaat”in yargısına bağlıyorlar. Ülke ekonomisinin kötüye gitmesini, makroekonomik göstergelerin bozulmasını ve enflasyonun artmasını ise uyguladıkları ithalat vergilerine, kredi sınırlandırmalarına değil faiz lobisine bağlıyorlar. Ben bu ikiyüzlülükten utanıyorum. Gerçeklerin üzerine örtmek, gerçeklerin bir miktarını söylemek veya yalan söylemek aynı ikiyüzlülüğün yansıması. 2014 büyük ihtimalle Türkiye’nin bölgesinde ekonomik ve siyasal etkinliğinin azaldığı bir yıl olacak. O değil de, benim yurtdışı planlarımın maliyeti arttı. Ah faiz lobisi ah!



© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi