Cemaat ve AKP üzerine

  • Tarık Beyhan
  • 03 Mart 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Hayatım boyunca cemaatten hiç hoşlanmadım. Cemaat üyelerinden bahsetmiyorum, bir kurum olarak cemaatten bahsediyorum. AKP'ye ise -bence bir liberalin/liberterin yapması gerektiği gibi- eski devleti zayıflatana kadar, olumlu işlerinde destek verdim. Aslansın, kaplansın dedim. Hiç oy vermedim.  

“Tankın üstüne çıktım” havasında hikâyelerimi anlatmayacağım. Bir liberalin/liberterin ne yapması gerekiyorsa, hep yaptım. Neden bence bir liberal/liberter böyle yapmalıydı? Bir liberal/liberter için en iyi devlet, vatandaşa karşı zayıf devlettir. AKP DEVLETİ güçlenmeye başlayınca da onun zayıflaması için uğraştım. Eskisinden bile daha devletçi yasalar çıkarılmaya başlayınca da -son 4 senedir- desteğimi kestim.  

Ortada bir sorun var ve bu sorunun hep etrafından dolaşan insanlar var. Hükümet son yıllarda tehlikeli yasalar çıkarıyor. Hayır, yasama ile yürütmeyi karıştırmıyorum. Türkiye’nin iğrenç parlamenter sistemi istikrar ile demokrasiyi aynı anda sağlamayı mümkün kılmadığı için ya desteği düşük ornitorenk misali garip koalisyonlar kuruluyor, ya desteği yüksek ama tüm yasamayı da eline geçirmiş tek parti hükümetleri.  Bu “hükümet” de yasalar çıkarıyor, yasayla olmazsa kanun hükmünde kararnameler ile iş görüyor. Elimizde hükümetin özgürlüklere, açık topluma -özellikle liberal/liberter camiayı ilgilendiren- piyasaya ve liberalizme karşı olduğuna dair iddialar değil, direkt olarak resmi gazetede yayınlanmış kanunlar var. Bu kanunlar ile birleştiği zaman anlam kazanan ses kayıtları var.

Cemaate gelince… Cemaat, iddia odur ki bir suç şebekesi. Hükümetten bahsederken emin konuştum da cemaatte niye iddia dedim? Zira elindeki tüm güce (tüm devlet aygıtlarını ele geçirmiş bir hükümet var) rağmen cemaatin “kurum olarak” suça karıştığını ispatlayamayan bir “Kadir-i Mutlak Hükümet” var. Bu AKP ki, suç şebekesi olduğunu iddia ettiği cemaati yıllardır korumuş kollamış, adını temize çıkarmış, istediği her şeyi vermiş. ( Bunlar benim iddialarım değil, hükümet üyelerinin sitemlerinde geçiyor.) Sonra da gelmiş “Bana komplo kuruldu” diyor. Hükümetin bu iddialarını duyunca gözümde şöyle bir sahne canlanıyor: AKP bir eve girmiş soyuyor, cemaat de erketeye yatmış. Polis gelip AKP’yi evde basınca AKP diyor ki "Cemaatten davacıyım, suçu birlikte işliyorduk ama o beni yarı yolda bıraktı".

Demokratik bir ülkede yaşadığım iddia ediliyor. Bir liberter olarak, şiddet tekelini bir şekilde ele geçirmiş bir grup insanın benim seçimlerimle değişeceği iddia ediliyorsa, o insanların aynı zamanda bana hesap vermesini beklerim. Bu erk bana hesap vermeyip suçu "yıllardır korudum kolladım, mevki verdim, devletin her yerine yerleştirdim" dediği bir gruba atıyorsa, suçladığı adamların kim olduğu bile belli değilse (Ahmet mi? Mehmet mi? Paralel ne ulan?) ben o erki ciddiye almam.

Ben hükümete bu durumda şunları sorarım:
Cemaat yıllardır suç mu işliyor? Bunca yıldır buna göz yummuşsun, hesabını vereceksin.
Göz yummadın mı? Tüm devleti bir çetenin ele geçirmesini sağlayacak güvenlik zaafının hesabını vereceksin.
Ortada hiç mi çete yok? Yalan söylemenin hesabını vereceksin.
Ben bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olmaktan, suçun peşine düşecek bir kuvvete bağlı olmayı anlarım. Cemaati bana niye şikâyet ediyorsun? Cemaat suç şebekesiyse ben mi yakalayacağım? Ben mi yargılayacağım? Ben yapacaksam niye devlet var? Cemaat bir çeteyse, dök delillerini ortaya, yargılansınlar.

Ben bir tek hükümeti yargılarım. Beni bir şekilde tabi kıldığın devleti yönetirken beceriksizsen, basiretsizsen, hırsızsan bunun hesabını sorarım.  Peki, bu hesabı nerede soracağım.  Haşmetlilerin istediği gibi yargıyı hiç karıştırmazsak, sandıkta soracağım.

Sandık bir tek benim önüme gelse sorun yok, ben ne yapacağımı biliyorum. Diğer oy verecek insanlar ne yapacağını biliyorlar mı?

Ne dolaplar döndüğünü anlatacak bir tane ana akım güvenilir kaynak kalmamışken insanlar karar mı verecekler? Bana biri bir poşet getirip “içinde ürünler var, içine bakamazsın, detaylarını da sorma” diyerek birini seçmemi istese, bildiğim en güzel küfürlerden bir buket sunarım kendisine.

Başbakan medyaya emirler yağdırıyor. Çekinmeden bunu kabul ediyor. Öyle bir ülke yarattı ki, birazcık aklı çalışan kimse şahsen tanımadığı birinin yaptığı habere inanmıyor. Biz bize bilgi alışverişi sağlayalım diyoruz, hemen “bir suç çetesi olan cemaate 3 fotoğraf+ ikametgâh kâğıdı ile kayıtlı” sayılıyoruz. En ufak bir haber paylaşımını bile engellemek için insanların gözlerini korkutmaya çalışan MİT yasası, internet yasası gibi yasalarıyla karşı karşıya bırakılıyoruz. Bu da yetmiyor, vergilerimizle kurulmuş sosyal medya ekiplerinin dezenformasyonlarıyla mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Bizi büyük resmi görmemekle itham edenler, arkalarında inşa edilen devasa “uzun adam” heykellerini görmekten kaçıyorlar.

Ayn Rand’ın dediği gibi: “Gerçeklerden kaçabilirsiniz ama gerçeklerden kaçmanın sonuçlarından kaçamazsınız.”


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi