Cemaat için özeleştiri vakti

  • Kubilay Atlay
  • 24 Haziran 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Benim hayat hikâyemin bir kısmında cemaat vardı. Ortaokulu bitirene kadar cemaatle tek ilişkim bedava öğlen yemeği yiyip namazı kılmadan kaçmayı başarabildiğim bir yurtlarında 4-5 kere yemek yemiş olmamdır. Ortaokul sonunda yapılan sınavlarda Türkiye derecesi yapınca bir kısım Kemalist salak “tesadüf işte efendim bazen oluyor” diye burun kıvırırken, 10-15 kadar cemaat okulu evimize beni alabilmek için geldi. İşin ilginç yanı, sonuçları ve derecemi bizden önce öğrenmiş olmalarıydı. Ailem safça her gelene “siz dinci misiniz, biz çocuğumuzu cemaat, tarikat okuluna vermek istemiyoruz” dedikçe cemaat okulundan gelenler daha sarışınlaşmaya, kadın erkek gruplara dönmeye başlamıştı. Aralarında bir koordinasyon olduğunu bilemeyecek kadar saftık. En sonunda en sarışın ve en güzel konuşan adamın okuluna gitmeye karar verdik. Ailemin beni bir devlet okulunda okutmakta çok zorlanacaktı ve devlet okulları açıkça “gelmeseniz iyi olur, yedekte subay çocukları var” diyebiliyorlardı. Lanet olası '90’lardaydık. Nihayetinde birkaç kere atıldığım, mütemadiyen idarecileri ile kavga ettiğim, oruç tutmadığım ve (düzenli) namaz kılmadığım için sıkıntı yaşadığım okuldan en sonunda bir şekilde “bilgisayar olimpiyatlarında birinci oldu” diyerek tecritte tutulduğum okuldan mezun oldum. Son tahlilde ben bir Fatih Koleji mezunuyum.

Cemaatle ondan sonra ilişkimi 3. katip seviyesine indirdim. Halen cemaatçi olduğunu bildiğim insanlardan sevdiklerim var ve son dönen cemaat- hükümet kavgasına kayıtsız kalamıyorum.

Cemaatler, tarikatlar, tekkeler, bence sivil toplum kuruluşlarıdır (STK) ve ona göre muamele edilmelidirler. Zaten gördüğüm kadarıyla cemaat ve tarikâtler bir veya birden fazla dernek ve vakıf eliyle faaliyetlerini yürütüyorlar, bunda da bir beis yok. Tabi ki STK çerçevesinde kaldıkları müddetçe.

Bugün görülüyor ki cemaat için daha kötü günler de kapıda. Açıkçası bir tür cadı avından ben de Fatih Koleji mezunu olduğum için çekiniyorum. Bu süreçte biz liberaller her zaman yaptığımız gibi hukukun üstünlüğünü, masumiyet karinesini savunmaya devam edeceğiz. Ancak şu da bir hakikattir ki bürokratları kim atamalıdır sorusuna cevabımız “seçilmiş politikacılar” olacaktır. Yeri geldiğinde demokratik seçimlerle değiştiremeyeceğim hiçbir yapının devlet içinde var olmasını destekleyemem, destekleyemeyiz.

ODTÜ’de okurken cemaate bağlı çocuklara “cemaate zararı dokunabileceğini düşündüğünüz öğrenci ve hocaların isim listesini yapın” diye bir talimat geldiğini, maalesef benim de bir öğrencinin yaptığı listede olduğumu yine cemaat içindeki bir arkadaşımdan öğrenmiştim. Beni evlerine davet eden abilerden birinin davetini kabul edip bu listeyi niye yaptıklarını sordum. Emrin daha yukarıdan geldiğini ve sorgulamadığını, benim de listede bulunmaktan kaygılanmamam gerektiğini söyledi. Karşımda hiyerarşi içerisinde çalışan ve kendisine zarar verebilecek insanların listesini yapan bir örgüt vardı. Bu listeyi ne yapacaklardı? Bu örgütün savcı ve hâkimlere emir verebilecek konumda olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Heyhat hükümetin iddiası da tam da budur.

Cemaati bir STK olarak gördüğümü söylemiştim. Sayısız cemaat mensubundan iyilik, muhabbet ve saygı, bir kısmından da nefret, hakaret ve kötülük gördüm. Birçok cemaat mensubunun da tek derdinin yurtta kalan öğrencilerin yiyeceği mercimeği temin etmek olduğunu da görüyorum. Totalci bir yaklaşımla hepsini suçlamayı doğru bulmuyorum.

Dost acı söyler. Cemaate sesleniyorum: Dışarıdan bakıldığında yaptığınız eylemlerin bazıları fena halde gladyoyu, derin devleti ve suç örgütlerini andırıyor. Her şerrin arkasında ondan daha büyük bir hayır vardır. Özeleştiri yapın. Yurtlarda fakir çocukları okutmaya, yurtdışındaki okullarda kardeşlik telkin etmeye devam edin, liste yapmak, birilerinin kuyusunu kazmak, birilerine operasyon yapmak gibi işlerden –eğer yapıyorsanız- vazgeçin.

Güney Sudan’dan Türk vatandaşları Dışişleri Bakanlığımız eliyle bir uçakla alel acel Türkiye’ye getirildiğinde Güney Sudan’dan bir Türk vatandaşı Samanyolu Haber Radyo’ya canlı yayında bağlandı. Bu fakir, yeni kurulmuş ve iç karışıklıklar içindeki ülkede Avrupalı, Amerikalı, Türk hiç yabancı kalmamıştı. “Herkes kalaşnikofla geziniyor ama şehir merkezinde kimse kimseyi öldürmüyor, şehir dışına çıkarsanız öldürüyorlar” diye rapor veren bu adama “siz neden dönmediniz?” diye sorulunca “Darbe öncesi hükümetten okul arazisini aldık, şimdi ben dönersem bu araziye birisi el koyar diye korkuyorum, o yüzden burada araziye sahip çıkıyorum” dedi. Spiker kadın “ülkedeki ilk özel okul sizinki mi olacak” deyince adam “özel devlet hiç okul yok burada biz kurarsak ilk okul bu olacak” diye cevap verdi.

Cemaate gönül vermiş insanlar, özeleştiri yapın ve derin devleti andıran uygulamalarınıza derhal son verin; tekrar STK haline dönüşün; biz de sizlere hukuk dışında bir şey yapılmaması için çaba sarfedelim. Yoksa emeklerini zayi edeceğiniz Güney Sudan’da kelle koltukta arazi bekleyen adamların vebali boynunuzdadır.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi