Bir devletin itirafları

  • İsrafil Özkan
  • 14 Mart 2016
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Öncelikle dün verdiğiniz kayıplardan ötürü hiç üzgün olmadığımı, çünkü bir makine olarak herhangi bir duyguya sahip olmadığımı belirtmek isterim. Ancak eminim ki bu durum sizler için son derece kalp kırıcı olsa gerek, yine de başınız sağolsun. Size uzun uzun olayların nasıl ve neden bu hale geldiğini anlatmadan evvel şunları belirtmek istiyorum: Tüm bu olanların sorumlusu kesinlikle ben değilim, başınıza gelen her türlü kötü olaydan kaynaklanan zararların sorumluluğu tamamen size aittir. Hiçbir sorumluluk kabul etmiyor, beni olmadığım bir şey gibi görme çabalarınızın da neredeyse artık beni bile inandırdığını ama sonuçların sizler için daha da kötü olacağını belirtmek istiyorum. 


Merhaba, benim adım Devlet.

Yaklaşık 6000 bin yıl önce Mezopotamya’da doğmuşum; yaratıcılarım beni kendilerini daha güzel ve aydınlık günlere taşımak da yardımcı olacak bir araç olarak tasarlamışlar. Tam olarak sizi A şehrinden B şehrine götürecek olan araç gibi düşünebilirsiniz. Ancak sonra yarattıkları şeyin haşmeti ve yapabilecekleri karşısında şaşkınlığa düşen sahipler, beni kendi çizdikleri rotada kullanmaktan vazgeçip, direksiyonu bana bıraktılar. Ben nereye götürürsem oraya gitmeye karar verdiler. Sahip oldukları en değerleri şeyin, hayatlarının, benim için bir anlamı olduğunu düşündüler. Zaten her şey de bundan sonra başladı.  

Beni size hayatı kolaylaştırmam için çağırdınız. Kendi aranızda halledemediğiniz sorunlar, altından kalkamayacağınız işler olunca yardıma gelecek, sorunları çözecek, sizi rahata erdirecek sonra da geldiğim yere, başkentime geri dönecektim. Anlaşmamız böyleydi, hatırlar mısınız? Ancak beni başlarda sadece sözleşmedeki maddeler için çağıran sizler, sonrasın da işin kolayına kaçmak için beni her seferinde daha fazla iş için çağırır hale geldiniz. Sizin için daha fazla şey yaptıkça, daha da tembelleşir, koltuklarınıza daha çok gömülür oldunuz. Göbeğinizin yanında beyniniz ve kalbinizde yağ bağladı. Şimdi sizin için milyonlarca iş yaparken gözümden kaçan ya da yanlış yaptığım şeyler için beni suçlayamazsınız. Beni asıl görevimi yapmaktan alıkoyan, dikkatimi başka şeylerle dağıtan sizlersiniz, başkası değil. Bu sözleşmenin ihanet eden tarafı ben değilim, sizlersiniz.

Size artı değer üretiminde yardımcı olacak bir tarım aletiydim bir zamanlar ben. Sonrasında üretilen değelere tek başınıza sahip olmak hissi o kadar gözünüzü bürüdü ki, pastadan pay alacakların sayısını azaltmak için kullanmaya başladınız beni. Bir de utanmadan benim için yaşadığınız kayıplara kendi çıkarları peşinde koşuyor olması sebep oluyor dediniz.  Tüm bu iddiları reddediyorum, ben bir makineyim, çıkarım yoktur. Ben bir makineyim, benden ne istedi iseniz ben sadece onu yaptım. Adıma uydurulan meşruluk ya da kendi aklıma sahip olduğum iddialarını reddediyorum. Ben kasıtlı ve art niyetli olarak sizden herhangi birine zarar verebilecek bir güce sahip değilim. Elinizdeki bir silahtım ben, korunmak için düşmana, avlanmak için kuşa sıkacağınız yere tutup birbirinize doğrultuğunuz. 

Ben hayatlarınızın bekçisi olacaktım. Beni siz tuttunuz, benden sizler sabah işe giderken, akşam eve dönerken, gece yatağınızda uyurken ya da eğlenirken sizin korkmadan, rahatça hareket edebilmenizi, mutlu bir hayat sürebilmenizi garanti altına almamı istemiştiniz. Ancak korusun diye tuttuğunuz adamın gücüne olan açlığınız onu kendinize dayakçı baba bellemenize sebep oldu. Sonra da bizi dövdü, işkence etti, üstüne bir de ölmemize göz yumdu diye dert yanmaya başladınız. Yine suçlu, yine aklı hükmetmekle yanıp tutuşanlar sizlerdiniz. Bu yanılgıyı yine siz başlattınız. Güç sizdeydi, benimki sadece bir halüsinasyondu iki tarafın da inandığı.

Paramız var ama yaşam şartlarımız yeterince iyi değil, suyum, elektriğim, internetim yok, dolmuş, otobüs, metro lazım; bize bunları yapacak adam gerek, kendi başımıza zor oluyor, gel paran bizden, sen hallet biz öderiz dediniz, geldim. Niyetim bana ayırdığınız paylarla size sözleşmedeki hizmetleri getirmekti. Suyunu sizin koyduğunuz bir dereydim, yine sizin tarlalarınızı sulayacak. Ama yine sizden birileri suyumun önünü kesip, çeşme kurdular. Musluğun başında elde silahlarla bekleyip sizin suyunuzu size sattılar ve siz aptallar ses çıkarmadınız. Şimdi beni yapamadığım şeyler için suçlayamazsınız çünkü ben sadece bir makineyim. Eğer bir suçlu varsa o da beni yeniden, kendi çıkarları için programlayanları oturup, sessizce izleyen sizlersiniz.

Utanmadan çıkıp balıkların hafıza süreleri ile dalga geçen siz insanoğulları, dönüp de kendinize bir bakmayı hiç akıl etmediniz yüzyıllarca. Beni siz yarattınız, ben Dr. Frankenstein’ın yaratığıyım, Edison’un bulduğu ampül, Graham Bell’in konuşan kutusuyum, ben 5.500 yıl önce yontulmuş ilk tekerleğim, ben sadece bir makineyim. Beni evinizdeki bir halıdan, su tesisatınızdan daha değerli ve kutsal buluyorsunuz şimdi, neden? Neden bana sahip olmadığım bir kutsallığı atfedip, uğrumda ölmeyi, yakıp yıkmayı göze alıyorsunuz? Neden mutfak robotunuza hareket edildiği için komşunuzun boğazını kesmiyorken, benim için kendinizden milyonları öldürüyorsunuz? Ben istemedim bunu, siz istediniz, siz yaptınız bunları kendinize.

Ben bir güç yüzüğüyüm, parmağına takanın aklını bulandırmış, ona sınırsız kaynak ve güç vaad etmiş olabilirim, tamam kabul ediyorum. Ama beni içimde onca güçle yoğurup, tüm haşmetimle bir araya getiren yine sizlerdiniz. Kendi yarattığınız şeye boğun eğen, aklını bulandırmasına izin veren zavallı Smeagol’lar, güç meraklısı İsildur’lar yine sizlerdiniz. İçinizden beni Hüküm Dağı’na götürüp orada benden kurtulabilecek Frodo’ları öldüren, hapislere tıkan, her fırsatta boğazlarına çöküp seslerini çıkmaz eden, sindiren, susturan da yine sizlersiniz. Beni geldiğim yere, yokluğa gönderemeyecek kadar, aciz ve zavallı olanlar da yine sizlersiniz. 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi