Benim oyumla, cahilin oyu bir mi?

  • Tarık Beyhan
  • 20 Ağustos 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bu yazıyı, bu yazıyı muhtemelen hiç okumayacak kişiler için yazdım. “Demokrasiyi övmenin dayanılmaz hafifliği” başlıklı yazımda demokrasinin –özellikle illiberal demokrasinin- çok da matah bir şey olmadığı iddiasında bulunmuştum. Demokrasinin kötü olmasının nedenlerinden biri de cahilin oyunun benim oyuma eşit olmasıdır.

Kızdınız değil mi? Kızmayın. Herkes cahildir, farklı konularda. Mesela benim en cahil olduğum konu futboldur. Futbol hakkında hiçbir şey bilmem, bu nedenle futbol üzerine bahis oyunları oynamam ama siyaset ve ekonomi hakkında hiçbir gerçek bilgiye sahip olmayan insanlar oy veriyorlar. Hala kızıyorsunuz değil mi? Azıcık sabredin.

Demokrasi nedir

Demokrasilerde, lavın bizi öldüreceğini bilmeyen insanların çoğunlukta olması, bizi de yanardağın içine sürükler. Lavın nasıl da tehlikeli bir şey olduğunu, yanardağın içine atlamanın tamamen saçmalık olacağını anlatmaya başladığım zaman ise karşıma sert bir duvar çıkar: Anti-Entelektüellik.

Anti-Entelektüellik: Benim cehaletim senin bilgin kadar kıymetlidir
Kitle partilerinin hemen hepsi popülisttir. Ve aynı zamanda hemen hepsi anti-entelektüeldir. Sizi bir grup çokbilmiş elitten kurtaracaklarını söyleyerek “halkın” hâkimiyetinden bahsederler. Kimisi işçileri, kimisi Müslümanları kimisi, kimisi Türkleri, kimisi Kürtleri, kimisi orta-direği hedefler bu söyleminde. Popülizmde en önemli unsurlardan biri cehalet övgüsüdür. Mussolini de, Lenin de, Hitler de, Mao Zedong da, Pol Pot da aynı cehalet övgüsünü yaptı. Türkiye tarihindeki diğer popülist liderler gibi Erdoğan da aynısını yapıyor. Erdoğan, en son cumhurbaşkanlığı seçimi için Maltepe’de düzenlediği mitingde, “Neymiş profesörmüş, neymiş 3 dil biliyormuş… Yahu biz tercüman mı arıyoruz? Tercüman arıyorsak çok! 3 dil bilen de var 5 dil bilen de var. Ben işte tercümanlarla götürüyorum işi" dedi ve bu sözleri alkış aldı.

Rasyonel Cahillik
Bir seçmenin oy vermeye karar vermesinin basit bir formülü vardır:

OY + T > M

Olasılık: Kişinin oyunun seçim sonucunu etkileme olasılığını,
Yarar: Kişinin oy verdiği kişinin/ partinin kazanması durumunda elde edeceği yararı,
Tatmin: Kişinin demokrasiden ya da vatandaşlık görevini yerine getirmekten dolayı sosyal ya da kişisel tatmin/haz duymasını,
Maliyet: Oy vermek için harcadığı zaman, çaba ya da parayı simgeler.

Yani oy verdiğiniz kişinin seçilme olasılığı ve size sağlayacağı yararı, oy vermekten duyduğunuz tatmin ile topladığınızda, oy vermek için harcadığınız efordan daha büyük bir sonuç elde ediyorsanız oy veriyorsunuz.

Benzer bir karar sürecini kime oy vereceğimize karar verirken de yaşarız. Özellikle 2007 sonrasında Türkiye’deki seçmenlerin çoğu kendilerine en yakın olabilecek partiye oy vermemeye başladı. Seçmen oy vereceği partiyi şu şekilde belirliyor: 

  1. Yakın olduğu partiye vereceği 1 oy barajı aşmasına yardım etmiyor. Yani sonuçları tek başına etkileme olasılığı yok. Ama istemediği partinin karşısındaki en büyük partinin kazanma olasılığı var.
  2. Seçilen partiden sağlanacak kişisel yararları da düşünmekle birlikte, diğer partinin seçilmemesini bir yarar olarak kabul ediyor.
  3. Sandığa gitmiş olmayı en azından diğeriyle mücadele etmiş olduğu için bir tatmin aracı olarak görüyor.

Buraya kadar formülün sol tarafıyla ilgili veri elde ettik. Peki, sağ tarafı? Sıkıntı burada başlıyor. Gündem-belirleyiciler, gazete ve televizyonlar aracılığıyla seçmeni sınırlandırılmış rasyonelliğe hapsediyor. Yönlendirici haberler aracılığıyla sağlanan bilgi eksikliği rasyonel karar almayı engelliyor.

Güncel örneğe bakarsak: AKP’ye yakın medya ve kanaat önderleri ülkede her şey güllük gülistanlıkmış, eğer AKP giderse ülke cehenneme dönecekmiş propagandası yapıyor. Geri kalan medyanın ve kanaat önderlerinin bir kısmı ise CHP’ye oy vermeye devam edilmesi gerektiği, yoksa AKP’nin daha da güçleneceği mesajını yayıyor. AKP karşısında “büyük şeytan” olarak işaret ettiği CHP tehlikesine yığılan oylardan faydalanıp, anti-CHP oyların hepsini kendisine topluyor, CHP ise yine “büyük şeytan” AKP’yi işaret ederek tüm anti-AKP oyları toplayarak yüksek oy oranlarına ulaşıyor. Yani iki parti de programları ve politikalarıyla alamayacakları kadar oy oranlarını garantiye alıyor. Bu noktada sınırlandırılmış rasyonellikten kurtulmak ise ciddi bir efor ve zaman harcamayı gerektiriyor.

Bu durumda iki rasyonellik arasında kalıyoruz: Rasyonel cahillik ve rasyonel oy kullanma.

Mottonuz Keynes gibi “Uzun vadede hepimiz öleceğiz” ise, cahillik çok rasyonel. Hangi partiye oy vereceğinizi araştırmakla, size en yakın olan partiyi tespit etmekle harcayacağınız zaman vereceğiniz bir oyun etkisine değmez. Bu zamanı okeyde çifte dönerken kullanmak bile sizin için daha yararlı ve haz verici olabilir. Peki ya oy verdiğiniz partinin yaratacağı sorunlar kısa vadede size zarar verecekse?

Yine güncel örneğe bakarsak: AKP hükümetinin özellikle 2010’dan sonra ekonomide istikrar görüntüsü sağlamak için ekonomik göstergeleri iyi tutma çabası ile ekonomide yarattığı balon iki yıla kalmadan patlayacak. Ve bugüne kadar bu “iyi ekonomi” görüntüsüne inanan ve bu nedenle AKP’ye oy vermeye devam eden kişiler, verdikleri oyun cezasını kendileri de tüm toplumla birlikte çekecekler.

Buraya kadar hala okumaya sabredenler rasyonel oy vermeye aday kişilerdir. Anti-entelektüel akımın etkisinden çıkabildiyseniz biraz “entellik” yapayım, sonra da nasıl rasyonel oy verebileceğinizi anlatayım.

Yanlılıklar / Önyargılar / Seçim Hataları
Seçmenler kime oy vereceklerine karar verirken cehalet dışında, bazı bilişsel önyargılardan da etkilenirler. Bu önyargılar farkına varılmayan, hemen hemen herkeste bulunması doğal olan, özellikle zaman harcamanın size maliyetinin yüksek olduğunu düşündüğünüz ya da hızlı olmanız gereken durumlarda karar almanızda büyük rol oynarlar. Sorun şu ki, bilişsel önyargılar kendi sübjektif sosyal gerçekliğinizi yaratmanıza neden olup sıkça algısal bozulmaya, mantıksız yorumlamaya ve mantıksız tercihler yapmanıza neden olabilir. Kendinize karşı dürüst olursanız, bu önyargıların en azından birinin geçmişteki davranışlarınız ya da kararlarınızda etkili olduğunu görürsünüz. Bunlardan bir kaçını inceleyelim:

Teyit Önyargısı
Sadece kendi inançlarınızı ve düşüncelerinizi destekleyen ya da onaylayan haberleri paylaşıyor, o bilgileri “doğru” buluyor, en çok onları hatırlıyorsunuz. Fikrinizle veya inancınızla çelişen bilgilerin gerçek olma ihtimalini düşünseniz bile hemen unutuyor, önemsemiyorsunuz. Örneğin kendinizi CHP’li olarak tanımlıyorsanız AKP ve AKP’liler ile ilgili çıkan her kötü habere inanıyorsunuz. Böyle olmasa binlerce yalan haber sosyal medyada yayılır mıydı? AKP’li iseniz sadece AKP’yi kötüleyen hiçbir habere inanmıyor, AKP’nin ortaya attığı her iddiayı ise kesin bilgi olarak kabul ediyorsunuz. Başka türlü defalarca ırkçı ve ayrımcı konuşmalar yapan Erdoğan’ın “herkesi kucakladığını” iddia eder miydiniz?

Çerçeveleme Efekti
Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve karantinadan sorumlu en yetkili kişi olduğunuzu düşünün. Şu an 600 kişilik bir köyde ebola virüsünün ortaya çıktığı haberi size iletildi. Uygulayabileceğiniz iki plan var:

Plan 1 ile köydeki 200 kişiyi kurtaracaksınız.
Plan 2 ile 1/3 ihtimal köydeki herkesi kurtaracak ve 2/3 ihtimal kimseyi kurtaramayacaksınız.
hangisini seçersiniz? (Karar vermeden okumaya devam etmeyin)

Büyük bir resmin küçük bir parçası altın yaldızlı çerçeve ile size sunulunca resmin en güzel yerinin orası olduğunu düşünüyorsunuz. Bu sorunun sorulduğu kişilerin %72’si birinci planı seçti. Muhtemelen siz de öyle yaptınız. Çünkü 200 kişiyi kurtarmak daha çekici geldi.

Aynı planlar daha sonra şu şekilde sunuldu:

Plan 3 ile köydeki 400 kişi ölecek.
Plan 4 ile 1/3 ihtimal kimse ölmeyecek ve 2/3 ihtimal 600 kişi ölecek.

Bu sefer deneklerin %78’i dördüncü planı seçti. “Ölmeyecek” kelimesinin ikinci planda olması kararı bu yanda etkiledi. Birinci ile üçüncü ve ikinci ile dördüncü plan tamamen aynı şey olmasına rağmen verilmek istenen mesajın alındığı çerçeve kararları değiştirdi.

Güncel örneğimize bakarsak:
A: Size yakın olan parti
B : Kesinlikle istemediğiniz parti
C: B partisiyle kesinlikle uzlaşmayacak olan ve oy oranı A partisinden daha yüksek gözüken parti

Plan 1: A partisine oy verirseniz %60 ihtimalle barajı geçecek. Eğer geçemezse B partisi 220 milletvekili elde edecek.
Plan 2: C partisine oy verirseniz, B partisi 190 milletvekili elde edecek.

AKP ve CHP’yle aslında hemfikir olmayan ama onlara oy verenler, bir süredir hep Plan 2’i seçtiniz değil mi? E ama gerçekten güzel çerçeve yapıyorlar siz de haklısınız.

Kendine Hizmet Eden Yükleme Yanlılığı
Çözüm süreci, ekonomideki istikrar vb. AKP’nin başarısıdır. Geçen sene ekonomideki kötüleşme Gezi Olayları yüzünden, bu seneki kötüleşme ise paralel yapının darbe girişiminden dolayıdır. Pardon ya CHP’li miydiniz? Partinin oyunun artması AKP’ye karşı başarılı sürdürülen politikalardan, yeterince artmaması ise AKP’nin makarna dağıtmasından dolayıdır. Başarının yükümlülüğünü üstüne alma, başarısızlığın rolünü ise reddetme eğilimi aslında bireyin kendisi ile alakalıdır. Ama bir partiyi kendiniz ile eş tutmaya başladığınız zaman, partiyle ilgili her yorum sanki size yapılmış gibi hissedip kendinize hizmet eden yüklemeler yapıyorsunuz.

Toplumsal Cazibe Yanlılığı
İnsan hakları ve özgürlüklerden yanasınız, biliyorum. Peki dininizin sahte olduğunu söyleseler, peygamberinizin yalancı olduğunu yazsalar, ermeni soykırımından bahsetseler ya da ulu önderinize diktatör deseler? Biraz gerildiniz sanırım. Tam da bu nedenle birçok özgürlükle sorunu olan ve bu sorunlarını aşmaya çalışmayan partiler yüksek oylar alırken özgürlükleri sonuna kadar destekleyen partiler düşük oy alıyor. Bugüne kadar toplum tarafından benimsenmek için “iyi” kabul edilen özgürlükçü tavrınızı takındınız. Artık totaliter ve/veya yobaz yüzünüzle yüzleşip gerçekten özgürlükleri sindirmenin vakti gelmedi mi?

Muhafazakâr Önyargı
Yok, sadece AKP’liler için değil bu. Ülkedeki politik spektrumun hemen her rengi muhafazakâr. Alışılmış, geleneksel fikrin dışındaki fikirlerin yanlış olduğunu düşünüyor ülkemizin çoğunluğu. Mesela “ülkeyi 4 ayrı ülkeye bölelim” desem ne dersiniz? Ya da “Avrupa Birliği’ne girmek yerine Arap Ligi’ne üye olalım” desem? Ya da “bundan sonra Ay’a tapalım” desem? Hatta “kapitalizm iyidir” desem? Muhtemelen, daha iyi mi diye düşünmeden, hiçbir bilgi bile edinmeden ret edeceksinizdir.

Stereotipleştirme Önyargısı
Değerlendirmelerinizi yaparken tüm grupları homojen kabul ediyorsunuz değil mi? Tüm liberallerin zengin olduğunu ve fakir düşmanı olduklarını düşünüyorsunuz değil mi?  Ya da tüm AKP’ye oy verenlerin seküler yaşantıyı yok etmek istediğini? Ya da tüm CHP’ye oy verenlerin başörtüsünü yasaklamak istediklerini? Ya da tüm MHP’ye oy verenlerin… Neyse ya, onu ben de düşünüyorum…

Tutarlılık Hatası
İlk argümanınızla ya da davranışınızla tutarlı olmak için kaç kere yanlışların arkasında durdunuz?
Hiç mi? Bir daha düşünün.

Pik Yanlılığı
En iyi ve en kötü yanların ortalamasına göre değil de, en iyilere ve en kötülere (pik noktalarına) göre karar alıyorsunuz değil mi? Tartışırken savunduğunuz partinin kötü yanlarının hepsinin karşısında en mükemmel yanı neyse onu da sunuyorsunuzdur siz? 

İç-grup Yanlılığı
Politik anlaşmazlıklarda karşınızdakinin argümanlarını rasyonel olarak değerlendirmek yerine, düşmanınızın size saldırısı olarak algılıyorsunuz. Sizin partinizin yaptığı şeyin ne kadar kötü olduğu önemli değildir sırf sizin parti yaptı diye iyi olduğunu savunursunuz. Aynı şekilde karşıdaki partinin yaptığı şeyin ne kadar iyi olduğu önemsizdir. Sırf “düşman” parti yaptı diye kötülersiniz. Ayrıca partinizin kızdığınız davranışlarını hemen affeder, muhalefet partisini ise asla affetmezsiniz. (Örnek için Yıldıray Oğur gibi yazarlara bakabilirsiniz. 3-5 yıl önce Erdoğan’ın başında olduğu AKP’ye kızdıkları Uludere Katliamı gibi birçok mevzuyu, Erdoğan hala başındayken hemen unutup affederlerken, CHP’yi Kılıçdaroğlu daha doğmadan olan Dersim Katliamı gibi konulardan dolayı hala suçlarlar.)

Yukardakiler kaç tanesini yaptığınızı farkettiniz? Hadi çözüm önerilerine geçelim!

  1. İyi oy vermek bilgiye ve o bilgiyi açık fikirli ve sağlıklı bir şekilde değerlendirmeye bağlıdır. Çoğumuz bu konuda gerçekten kötüyüz.
  2. Diğer görüşleri dinleyin ve kendi görüşlerinizle karşılaştırın.
  3. Bir ay boyunca kendi görüşleriniz destekleyen gazeteleri okumaktan ve televizyonları izlemekten vazgeçin.
  4. Twitter’da zıt görüşünüzdeki akıllı insanları takip edin, bir süre onlarla tartışmaya girmeyin sadece okuyun.
  5. Özellikle sizinle aynı fikirde olan medyadan haberleri takip edip zamanınızı propagandaya maruz kalmaya ayıracağınıza, siyaset bilimi ve ekonomi konusunda temel bilgileri edinmeye ayırın. Faiz nedir, para nedir, reelpolitik nedir zorlanmadan tanımlayabilecek duruma gelin. Enflasyonun, stagflasyonun, özelleştirmenin, kamulaştırmanın, sosyal yardımların, vergilerin ne olduğunu, yararını ve zararını öğrenin.
  6. Duygularınızı biraz nadasa bırakın, durun ve düşünün. Aldığınız duygusal kararlar sizi de beni de felakete sürükleyebilir.
  7. Kendinizi etiketlemeyin. Kendinizi bir partili olarak tanımladığınızda kurduğunuz bağ ile fanatikleşirsiniz. Şüpheyle yaklaşacağınız durumları, görmezden gelmeye başlarsınız.
  8. Oy verirken optimist olmayın. Murphy Kanunlarından feyz alın! “Ters gidebilecek her şey, ters gidecektir.” Seçtiğiniz parti beklediğinizin yarısı kadar iyi, beklediğinizin iki katı kadar kötü politikalar güderse ne olur hesaplayın, eğer sonucu beğenmediyseniz başka partileri değerlendirin.

Hepimiz çok iyi seçim yapabiliriz, aynı partiye oy kullanmasak bile en azından kendimiz için en rasyonel olanı bulabiliriz. Ama sizin de bildiğiniz gibi bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur, iyi tercih yapabilmek için iyi bilgi edinmek ve iyi analiz etmek gerekir. Çok çalışmamız gerek çoook…

Ben futboldan anlamam bu nedenle futbol maçlarına bahis oynamam. Ama ben bahiste kaybedersem sadece "ben" kaybederim. Siz sandıkta bahis oynadığınız zaman hepimiz kaybediyoruz.

Hala mı cahil kelimesine kızıyorsunuz? Belki de çerçeve etkisine maruz kalmışsınızdır. Cehalet yerine bilgi eksikliği, cahil yerine eksik bilgili seçmen koyup tekrar okuyun :)


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi