20 yıllık emeğini çöpe atan bir profesör

  • Tarık Beyhan
  • 09 Nisan 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

“Liberal” kelimesinin neredeyse sadece liberaller tarafından iyi manada kullanıldığı ülkemizde “liberalim” demek zor bir iştir. Kendine bir kere liberal demeyi göze almış birinin de liberal değerlere sahip çıkmaması çok manasızdır.

Atilla Yayla bu ülkede liberalizmin yayılması için en çok emek harcamış kişilerden birisidir. Bu nedenle kendisine büyük saygı duyarım. Bir süredir kendisine saygısızlık yapmamak için -mümkün olduğunca- kendisiyle tartışmaktan kaçınıyordum. Gezi eylemleri sürecinde başlayan fikir ayrılıklarımız 17 Aralık süreciyle iyice arttı. Her insanın hata yapabileceğini zaten biliyordum ve Atilla Hoca’nın da geçici bir yanılgıya düştüğünü düşünüyordum. Eylem ve protesto hakkının engellendiği, ifade özgürlüğünün yok sayıldığı, şeffaf devletin ve açık toplumun bulunmadığı, hukukun ezilip geçildiği, interneti toptan kapatabilecek yasanın “düzenleme” diye yutturulmaya çalışıldığı ülkemizde, özgürlükleri savunmaması kalıcı hale gelince işler değişti. Bu bahsettiğim tüm illiberal uygulamaları yapan hükümeti eleştirmek yerine, demokrasiye övgüler düzmesi bana eskiden liberal olan birinin bir demokratla tartışmalarını hatırlattı. O tartışmadan alıntıları yazımın sonunda bulabilirsiniz.

Atilla Hoca Gezi eylemleri ve 17 Aralık sırasında ve sonrasında hükümeti koruyan, özgürlükleri ve hakları yok sayan yorumlar yaptı. Kendisiyle "temel haklar, doğal haklar ve doğal hukuk" çerçevesinde tartışmaya çalışarak mevzuyu liberalizm temelinde değerlendirmeye çalıştığımda ise konuyu değiştirmeyi tercih etti. Son yılların en önemli bu iki olayını asla liberal perspektiften değerlendirmedi. Fakat dünki yazısında Mehmet Altan gibi özgürlükleri savunmaktan taviz vermeyen bir kişiyi “Onunla liberalizm üzerine verimli ve derinliği olan bir tartışma yapmak imkânsız.” diyerek illiberal olarak yaftaladı. Aynı yazıda Yıldıray Oğur, Melih Altınok, Markar Esayan, Etyen Mahçupyan, Kurtuluş Tayiz ve Fuat Uğur gibi liberalizm ile tek ilgileri liberalizme emek vermiş bir profesör ile aynı hükümeti savunmak olan kişileri "daha liberal" ilan etti. Hak ve özgürlükleri savunan kişileri illiberal ilan edip, sadece kendisiyle aynı hükümeti savunan kişileri liberal saymak, liberalizme emek vermiş o profesörün tüm emeklerini çöpe atmaktır.

Liberallik-Demokratlık Tartışması
“(…)Onların dediğinin olması demokrasidir. Bunun için gerekirse hak ve hürriyetler askıya alınabilir, otoriteryen modernleşme dönemleri yaşanabilir.
(…)Mesela, ülkenin ana sorununun siyasi partilerin tek adam partisi olması olduğunu söylerler; ama kendi çizgilerinin de tek adama atıfla şekillendiğini ve ülkenin tek adam cumhuriyeti haline getirildiğini görmezler.
(…)Gelmiş geçmiş en büyük demokrasi teorisyeni kabul edilen Sartori’ye göre liberal demokrasinin liberalizminden vazgeçerseniz geriye sadece diktatörlük kalır.
(…) Özgürlük bir temel değerdir, demokrasi ise bir yönetim biçimi. Özgürlük her zaman demokrasiden önce gelir.
(…)Sonuç olarak tekrar altını çizmek gerekir ki, demokrasi bir hayat tarzı, bir ideoloji, özgürlüğün kendisi veya özgürlüğün ön yahut son şartı değildir. Öne almamız gereken özgürlüktür. Bunu yaparsak demokrasimizi de daha kolay geliştirebiliriz.”[1]

“(…)İlliberal demokrasiler, demokrasi adını kullansalar bile, demokrasinin fonksiyonlarını ifa edemezler. Liberalizmsiz demokrasi, olsa olsa, evet, diktatörlük olur. Liberalizm kelimesinden çok nefret ediliyorsa, şöyle diyelim: İktidarın sınırlı olması ve yönetilenlere hesap vermesi, insan haklarına saygı göstermesi, önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde işlemesi, parçalanması ve bir kontrol ve denge sistemine yerleştirilmesi peşinden koşulması gereken, insanlığa yararlı idealler ve pratiklerse, gidilmesi gereken adres, liberalizmdir.

(…)Ama, liberal çizgi her problemin ortak problem hâline getirilerek özel alanın daraltılmasından haklı olarak korkar; çünkü bu, otoriteryenizme vücut verebilir. Ayrıca, demokratik yol ve yöntemler her zaman herkesin kabul ettiği bir çözüme ulaşmamızı sağlayamayabilir. Siyasal teoride Arrow teoremi denilen itibarlı yaklaşım bunu ispat etmektedir. Demokrasi, aşırı anlamlar ve taleplerle yüklenirse ya patlar ya da demokrasi olmaktan çıkar.”[2]

“(…)Benim için katılım, esas itibarıyla, özgürlüğü takviye etmenin bir yolu-aracı olarak işlediği zaman anlamlı ve değerlidir. Demokrasi de özgürlüğe hizmet ettiği sürece ve ölçüde anlamlı ve yararlıdır.
(…)Ben liberalizmin çağdaş demokrasinin belkemiği olduğunu ve liberalizmsiz demokrasinin iktidarı özgürlük lehine sınırlama gücünü kaybederek diktatörlüğe dönüşeceğini, Hayek ve Sartori gibi mühim yazarlara dayanarak ileri sürüyorum.
(…)Demokrasiyi sadece diyalog, tartışma, katılım, şeffaflık ve iknadan müteşekkil bir mekanizma saymazsak, onun aynı zamanda iktidarın sınırlanması, kuvvetler ayrılığı, anayasal insan hakları rejimi, hukukun hâkimiyeti demek olduğunu kabul edersek, demokrasiyi savunmak ve demokrat olabilmek için liberal fikirlere, adını koysak da koymasak da muhtacız.
(…)O liberalizmden ne kadar uzak durmak isterse istesin, temeli olan, anlam taşıyan bütün görüşleri ya liberal düşünceden mülhemdir veya liberalizmle ille de çelişmesi gerekmeyen türdendir. Bu yüzden, liberal olmayan kimi yorumcular, Mahçupyan’a liberal etiketini veya liberalizmle ilişkilendirilmiş bir etiketi yapıştırmakta gecikmeyecektir.”[3]


[1] Demokrasi mi, özgürlük mü?
[2] Liberalizm, demokrasi ve birey
[3] Liberallik ve demokrasi tartışmasının sonunda


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi