Hiç sordunuz mu? 

Birileri size dedelerinizin anlattığı acı hikayelerin "aslında yaşanmadığını" en yüksek perdeden dile getirse ne hissederdiniz?

Hiç sordunuz mu?

Bir zamanlar bu topraklarda milyonlarca Ermeni yaşarken, neden bugün Ermeni komşularımızın ve dostlarımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor?

Hiç sordunuz mu?

Deveciyan, Boyacıyan, Zilciyan, Kazancıyan...

Soyadlarıyla fazlasıyla buraya ait görünen milyonlarca insanın vatanları Anadolu'yu bırakıp, dünyanın dört bir tarafına neden göç ettiğini?

Birçoğumuz sormadı. Birçoğumuzun aklının ucundan geçmedi bile. İlk başlarda sustuk. Sonrasında reddettik. 

Zaman hiçbir şeyin ilacı olamadı.

Çünkü tarih defteri bir yüzyıl boyunca sessizce kapatılmaya çalışıldı.

Biz defteri kapatmaya çalıştıkça, tarihimizin sadece "şanlı anılar"dan, altın sayfalardan ibaret olduğunu gösterdikçe, birileri bize haklı olarak hakikati işaret etti; "kara sayfalar"ı da gösterdi.

Bütün bu manzara karşısında yüreğimizdeki yarayı kapatmak için geçici çözümlere başvurduk. 100 yıldır "üç maymun"u oynadık, acıyı inkar ettik. Hakikatler karşısında "sözde" sıfatını cömertçe kullandık.

Dahası katliamın sorumlularını "milli kahraman" ilan ettik. Yetmedi, sayıları azaltılan Ermeniler ve diğer azınlıklar, Varlık Vergisi'yle, 6-7 Eylül'lerle ülkelerini tümden terk etmeye mecbur bırakıldı.

Biz her ne kadar geçmişi denizin dibine atmaya çalışsak da, o her zaman su yüzüne çıkmasını bildi.

Ancak yine de bir şansımız var. 

Bir süreliğine bütün bize öğretilenleri unutalım. Bütün sınırları, ülkeleri, her saniye maruz kaldığımız devlet propagandalarını, düşmanlık ve ihanet masallarını aklımızda yok edelim. En saf halimizi, en insan olduğumuz halimizi düşünelim.

Rakel Dink'in söylediği gibi cinayet işlemeyi aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz bir "bebeklik" anına geri dönelim.

Biliyoruz ki, bütün bunlar aklımızdan bile geçmezdi.

Biliyoruz ki, "vatan ve millet" uğruna cinayet işlemek, bu topraklardaki bütün renkleri soldurmak aklımızdan bile geçmezdi.

Biliyoruz ki, bir kişinin ölümüne üzülen sıradan bir insan, yüz binlerce insanın ölüm yolculuğuna kayıtsız kalamazdı.

Ve biliyoruz ki, yüreğimizde oluşan yarayı kapatmanın yolu, her şeyi yoksaymaktan, kendimizi temiz bir geçmişimiz olduğuna inandırmak için yapacağımız binbir türlü hamleden geçmiyor. 

Ancak hakikatle yüzleşemiyoruz.

Çünkü vicdanlarımız devletin işgali altında. Geçmişle yüzleşmekten dolayı her an bir şeyler kaybedecekmişiz gibi korkuyoruz.

Ne var ki, devletlerin sözcülüğüyle, başımızı kuma gömmekle, inkarla geçirecek 100 yıl daha vaktimiz yok. 

Geçmişle hesaplaşan toplumların, geleceklerini nasıl daha sağlam temeller üzerinde kurduğuna Almanya gibi nice örnekten şahidiz. 

Vicdanlı bireyler olarak biz de hakikatle yüzleşmekten, geçmişin günahlarıyla hesaplaşmaktan korkmuyoruz. Ermeni Soykırımı'nın acısını paylaşıyor, travmaları sahipleniyor ve yüzyıllık yası birlikte tutuyoruz.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi