Gündelik siyasetin karmaşası ilkeselliğin üzerine bir sis gibi çökmek istediğinde aklı selimin öne çıkarılması elzemdir. Bu düsturun, kısa vadeli çatışmalarda taraf belirleme telaşına her zaman üstün gelmesi gerektiğine inandığımızdan dolayı, kamuoyunu bazı kavram karmaşaları hakkında bilinçlendirmeyi bir borç bilir ve bu borcumuzu gündemdeki yürütme-yargı ve kolluk kuvveti çatışmalarına açıklık getirerek ödemek isteriz.

Kolluk, idari ve adli olmak üzere ikiye ayrılır.

İdari kolluk, yürütme erkinin bir uzantısı olarak, suçların işlenmesini önleyici görevlerini yürütmenin talimatları çerçevesinde yaparlar; bu görev yürütme erkine ilişkindir.

Adli kolluk ise, bir suçun işlenmiş olduğu izlenimini edinen Cumhuriyet Savcısı'nın soruşturma evresindeki delilleri toplaması, muhafaza altına alması bakımından, kovuşturma evresinde adil bir yargılanmayı sağlar ve Cumhuriyet Savcısı'nın emirleriyle görev yaparlar; bu görev "adalete ilişkin bir faaliyet"tir.

21 Aralık 2013 günü Adli Kolluk Yönetmeliği'ne dair değişikliklerin Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte, adli kolluğun Cumhuriyet Savcısı'na bağlı oluşuyla ilgili 2005 yılından itibaren ileri demokrasilere yaklaşmak için yapılan, en somut örneği Türk Ceza Muhakemesi Kanunu olan ceza reformu çerçevesindeki gelişmeler, bir yönetmelikle geri alınmıştır.

Söz konusu yönetmelik değişikliği gerek demokratik bir hukuk devletinde kuvvetler ayrılığının sarsılmaz kaidelere bağlanmış olması şartı, gerek Anayasa'nın 138. maddesi, gerekse de Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161. ve 164. maddesi açısından, adalete ilişkin faaliyet yürüten Cumhuriyet Savcısı'nın, yürütme erkine bağlanması sonucunu doğurarak sayılan ilke, Anayasa ve Kanun maddelerine aykırıdır.

Aynı zamanda taraf oldugumuz İnsan Hakları Avrupa Sözlesmesi, Kopenhag ölçütleri, AİHM kararlarında tekrarlanan ortak ölçütler; yani demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi uluslararası mevzuatta tekrarlanan kaidelerle de uyuşmamaktadır.

Adli kolluk kuvvetinin sadece savcıya bağlı olması, hatta ayrı bir adli kolluk teşkilatı kurulması 3H olarak yıllardır peşinden koştuğumuz "bağımsız yargı" idealinin en temel ayağıdır.

Bu ayağa, bakan çocuklarının yolsuzlukla suçlandığı, ayakkabı kutularından balyalarca para çıktığı bir dönemde çelme takılması bağımsız yargı idealinin çöpe atıldığını göstermekle beraber hükümetin, çok temel evrensel hukuk değerlerini önemsemediğini ve demokratik hiçbir toplumda kabul görmeyecek olan "yürütmenin sınırsız güç sahibi olduğu" algısını meşrulaştırmaya çalıştığını gösterir.

Demokratik ve özgür bir toplum, yürütme erkinin sınırsız güç sahibi ve diğer erklerden üstün olduğu değil; yasama, yürütme ve yargı erklerinin eşit güç sahibi ve birbirinin denetmeni olduğu bir sistemde vücut bulabilir.

Demokrasi ve özgürlük taraftarlarının, kimin yargıç kimin yargılanan olduğuna bakmadan, erkler ayrılığına sahip çıkmaları en büyük dileğimizdir.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi